Astrolog HALUK AKÇAM - Deprem

     

SİSMOLOJİK VERİLERE GÖRE ASTROLOJİK TAHMİNLER

Bu sayfa en son 01.12.2008 tarihinde yenilendi.

17 Ağustos 1999 depreminden bu yana özellikle Türkiye'nin batısındaki sismolojik gelişmeleri sürekli izliyorum. Kuzey Anadolu Fay Hattı (NAFZ) hakkında dokuz seneyi aşan bir araştırmam var. Sismoloji konusunda uzman değilim. Ancak, depremlerin önceden tahmin edilebilmesine yönelik matematik modellemeler üzerine epey bilgi edindim. Teorik fiziğe ve kompüter programcılığına âşinâ biri için bu modelleri astrolojik yöntemlerle geliştirmek zor bir iş sayılmaz. Ama, burada sizleri bilimsel konulara boğmak istemiyorum. Elde ettiğim sonuçlardan bazılarını, basit ve anlaşılır grafiklerle size anlatmaya çalışacağım. Bölgeyle ilgili sismolojik ölçüm verilerini Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlı Kandilli Rasathanesi'nin web sitesinden alıyorum.

Önce, son 9.5 yıl içinde ülkemizin batısında hissedilen önemli depremlerin yerlerine bir bakalım. Aşağıdaki şematik haritada büyüklüğü 10'luk Richter skalasına göre 3.8 ve daha fazla olan depremlerin yüzeysel coğrafi dağılımını görüyorsunuz. Yeşil, sarı ve beyaz renkteki küçük yuvarlaklar, depremin merkez izdüşümünü gösteriyor. 9.5 sene içinde bölgede üç büyük deprem oldu. NAFZ batı uzantısında ilki 17.08.1999'da 7.4 ile İzmit'te ve ikincisi de 12.11.1999'da 7.2 ile Düzce'de ardarda iki olay yaşandı. Aynı fay hattında değil ama güneyinde 03.02.2002'de 6.1 ile Afyon yakınında üçüncüsünü gördük. Aşağıdaki şemada yeşil noktalar 1. ile 2. büyük deprem arasındakileri, sarı noktalar 2. ile 3. arasındakileri, beyaz noktalar da 3. büyük depremden bu yana olanları gösteriyor.

                    
                    

9.5 yıl içinde üç büyük depremin yanısıra, 35 kadar da orta büyüklükte deprem yaşamışız. Bunların büyük çoğunluğu 40°-41° enlem daireleri arasında, yani Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı ucunda görülmüş. Aslında bir depremin nümerik büyüklüğünden sözederken, bu değerin hangi yönteme göre hesaplandığını belirtmek gerekiyor. Kandilli Rasathanesi'nin yayınladığı "son depremler" sayfasında eskiden buna önem verilmezdi. Israrlı şikayetlerden sonra, ancak 2003 yılından itibaren hangi yöntemle hesaplandığını göstermeye başladılar. Genellikle Md, nadiren Ml veya Ms olarak verilen büyüklüğün, muhtemelen 2003 yılından öncesini gösteren arşiv datasında da Md olarak hesaplandığını varsayıyoruz. Sismolojik bilgi açısından, bir depremin büyüklüğünü verirken hesaplama yöntemini de belirtmek zorunludur. Herhangi bir depremin, örneğin Mb ile Mw cinsinden değerleri arasında önemli fark vardır ve bunu belirtme gereğini duymayan bir kuruma da bilimsel açıdan pek itibar edilmez!

                

                 

Yukarıdaki şemada, 19 Ağustos 1999 depreminden bu yana hareketlilik görülen alanları sarı renkteki bölgeler olarak işaretledim. Veriler yine Kandilli Rasathanesi'nden, ama burada kırıkları belirleme yöntemi bana ait. Bu sebeple, küçük farklılıklara rastlayabilirsiniz. Aslında, yer kabuğunu oluşturan büyük plakaların zaman içindeki yavaş hareketleri sırasında, kritik bölgelerdeki sıkışmalar ile biriken enerjinin açığa çıktığı yerlerde bir yırtılma oluyor. Yerin altında, derinlerde meydana gelen bu hareket sırasında biz, yırtılmanın büyüklüğüne göre bir sarsıntı yaşıyoruz. Topraklarımız, bu tür sıkışmaların sık görüldüğü kritik bölgelerden birinin üzerinde yer aldığından, depremler yaşamımızın kaçınılmaz bir parçası olmuş.

Yukarıdaki iki boyutlu monotip yüzey şemasında sarı uzantılar arasında görülen boşluklar, ilerki tarihlerde kapanacak. Özellikle Marmara Denizi'ndeki boşluğun ne zaman dolacağı konusunda sürekli bir tartışmaya tanık oluyoruz. Yani, yakında beklenen depremin ne zaman ve ne büyüklükte olacağı belli değil. Zaten, bilimsel olarak, günümüzün olanaklarıyla bir depremin yeri, zamanı ve büyüklüğünü önceden bilinmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, burada kısıtlı biçimde ve basite indirgenmiş şemalarla ilginize sunduğum yorumumun da aynı çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini önemle hatırlatmak isterim.

Hernekadar matematiksel bir  modele göre gök cisimlerinin hareketlerine uyumlu zaman serileriyle hesaplanıyor olsa da, sonuçta burada size sunduğum tahminler sadece birer varsayımdan ibarettir.

Yukarıda şematik olarak basitçe gösterilen hareketli alanların zaman içinde nasıl ilerleyeceğine ilişkin ihtimal hesabı sonunda, aşağıdaki manzara ile karşılaşıyoruz. Aşağıdaki şemada kırmızı noktalar, yaklaşık 2020 yılına kadar ML > 5.0 büyüklüğünde olası bir depremin ortalama epicentre'ını göstermektedir.

      

      

Teknik açıklamaya girmek istemiyorum. Ama, üç boyutlu bir projeksiyondaki diferensiyel alanı herkesce anlaşılır biçime sokarken elbette ki detaylar kayboluyor. Burada gördüğünüz iki boyutlu yüzey şeması, aslında model olarak döndürülerek incelenmesi gereken ve dağınık yün yumaklarının hareketine benzeyen karmakarışık bir görünüme sahiptir. Modeli Matlab 6.5 ile hazırladım ve gökcisimlerinin konumlarını JPL DE405 verilerine göre hesapladım.

Kümülatif epoku J2000.0-2021.0 arası olan bu şemada, NAFZ için sekonder sapma açıları ihmal edildiğinden,  {zg} : = 0 ; epicentre'lar özellikle coğrafi enlemde yaklaşık ±0.1 × | 40.7 - l |  yay derecesi kadar hatalıdır.  

                 

                  

Yukarıdaki grafikte, 17.08.1999 depreminden bu yana görülen bölgesel yer hareketlerinin İstanbul (41°N-29°E) merkezine yansımasının nümerik değerini görüyorsunuz. Şiddet ölçümünden farklı olarak bu parametre, merkez noktaya olan geometrik uzaklık ve magnitüte göre hesaplanmıştır. Olası bir depremde, bölgede etkilenecek en büyük yerleşim merkezi İstanbul olduğundan, bölgedeki hareketlerin rölatif zaman serilerini bu noktaya göre ayarlamak gerekmektedir.

Genel olarak baktığımızda, yansımada 2001 yılı ortasına kadar hemen hemen doğrusal bir düşüş görüyoruz. 2002 yılını da kaplayan ve taban alanı % 10-15 civarında kalan bir buçuk yıllık dönemi ise durulma olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak, göstergenin devam eden kısmı oldukça manidardır. Nitekim, Yalova civarında 16.05.2004 tarihinde hissedilen 4.3 büyüklüğündeki deprem, grafiğimizde son 48 ayda görülmemiş bir yansımayı işaret ediyor. 16.01.2001 tarihindeki 4.2 büyüklüğündeki deprem, genel düşüş trendinde ortaya çıktığı için çok önemli değildi. Ama, bu kez genel trendin yukarıya doğru olduğu bir dönemde, dört buçuk ay ara ile, Mayıs ayında Yalova civarında ve Eylül ayında da Adalar civarında hissedilen depremlerin önemli bir ikaz niteliği taşıdığını söyleyebiliriz.

Bunlardan sonra, 2006 Ekim ayında bölgede dikkati çeken iki deprem daha oldu. Bunlar hernekadar Marmara Denizi'nin Kuzey sınırına paralel olan fay hattını harekete geçirecek konumda olmasalar da, buradaki çatallı sistemin alt kısmındaki önemli bir hareketin başlangıcının işaretidir. Özellikle, 24 Ekim 2006 depremi (5.2) sonrasında, Marmara'nın Güney kanadını daha dikkatle gözlemlememiz gerekecektir. Unutmayalım ki bu çatallı sistem aynı zamanda interaktif özelliktedir.

12 Mart 2008 depremi, birbuçuk sene önce yukarıda yazdıklarımı doğrular niteliktedir. Lineer bir projeksiyon ile ortalama değer üzerinden 11-12 Temmuz 2008 (σ = ±4 yıl!), A:(40°37'N-29°02E, M=4.8), B:(40°32'N-29°01'E, M=5.0), C:(40°08N-28°52E, M=5.4) gibi üç sonuç çıkartabiliriz. Ancak, sismolojik modellerde bu tür projeksiyonlar hiçbir işe yaramıyor. Özellikle zaman konusunda, bu projeksiyonlar yetersizdir. Ama, her durumda aktivitenin şimdilik güney çatalında devam edeceği anlaşılıyor.

                   

     

Soldaki şematik haritada, İstanbul merkezi (yeşil nokta) için işaret niteliği taşıyan depremlerin yüzeysel projeksiyonlarının (sarı noktalar) dağılımını görüyorsunuz. Kırmızı noktalar ise kritik değerde olanları işaretlemektedir.

Genel olarak burada, İzmit körfezi açıklarında çatallandığı varsayılan bir birikim odağı var. Çatallanma daha çok Marmara Denizi'nin kuzey bandı üzerinde gelişeceğe benziyor. Ancak, şu sırada aktif olan Güneydeki hat ve Kuzeydeki beklemede.

      

Sağdaki listede, yukarıda kırmızı noktalarla gösterdiğim depremlerle ilgili Kandilli Rasathanesi kaynaklı data ve en sağdaki sütunda da benim bu dataya göre tayin ettiğim yansımanın (imp) nümerik değerini görüyorsunuz.

Bu değerler iki yukardaki skalaya uygundur. Yaklaşık 69 ve 17 ay aralıklarla imp = 4.0 değeri ile üç kez yeniden karşılaştık. Bu suretle, muhtemelen 2008 sonunda, 40.4N - 29.0E civarında tekrardan mag 5.1 ile karşılaşma ihtimali kuvvetlenmiş bulunmaktadır.

     

       

16.05.2004 (4.3) ve 29.09.2004 (4.0) depremleri - hasar verici olmamalarına rağmen - ileriye yönelik tahminler açısından son derece önemlidir. Keza, 20.10.2006 (5.2) ve 24.10.2006 (5.2) depremleri sağlıklı birer endikatör niteliğine sahiptir. Ardından gelen 12.03.2008 (4.8) depremi, hipotezi doğrular özelliktedir. Bu sayede, beklenilen büyük depremin her iki çatalda da oluşabilme riskini dikkatle hesaplamak gerekmektedir. Diğer bir deyişle, Ekim 2006 ve Mart 2008 depremlerinden sonra daha farklı bir deprem sekansı üzerinde durmak gerekiyor. Şu sırada güney çatalında görülen aktivite, kanımca bize çok yakın tarihte başka doğrulayıcı örnekler de verecektir. Ancak, 2009'un ikinci yarısı ile 2010'un ilk yarısı arasında kalan dönemde, kuzey çatalında oldukça güçlü bir enerji boşalımı oluşması olasılığı çok fazladır.

Burada kısa ve basite indirgenmiş bir özetini sunduğum çalışmamın sonucuna göre, sayfayı her yenilediğimde, İstanbul merkezini etkileyecek bir deprem olasılığıyla ilgili kişisel tahminimi duyuracağım. Uyguladığım hesaplama yöntemlerinin kesin sonuç verebilme kapasitesi yoktur. Bu bakımdan, konvansiyonel olmayan incelemenin sonucuna kesin gözüyle bakmamanızı bir kere daha hatırlatırım.

      

Olası Marmara depreminin merkezinin kesin tahmini ile ilgili sorulardan ötürü, buraya şematik bir harita ekledim. Kırmızı olarak işaretlenmiş alanlar, sözkonusu merkezin nereye rastlayacağı hakkında bir fikir verebilir. Bu konuda kesin tahminde bulunmak mümkün değildir. Koordinat olarak, 40°49'N-28°29'E ile 40°45'N-28°58'E arasındaki lineer bölgede aktivite beklenebilir. Dolayısıyla, büyük depremin merkezinin yüzey izdüşümü 40°49'N-28°29'E ile 40°47'N-28°37'E arasındaki hatta olabilir. Elbette ki, kırılma yüzeyde değil ama kilometrelerce aşağıda oluyor.

                   

2008 Aralık ayında, Marmara'nın güneydoğusunda, İstanbul'dan hissedilecek önemli bir enerji boşalımı olabilir.

 

Kuzey Anadolu Fay Hattının Batı kesiminde hareket yeniden başlamış görünüyor. 2005 yılında Ağustos, Eylül, Kasım ve Aralık aylarında bunları İstanbul'da hissettik. Keza, 2006 yılında da Eylül, Ekim ve Aralık aylarında benzerlerini yaşadık. Ardından, 2007 Mayıs sonunda, 2008 Mart ortasında ve Ekim ayında bunlar tekrarlandı. Ancak, bunların şu sırada çok büyük bir enerji boşalımının âcil habercisi sayılacağını zannetmiyorum. Yine de, Marmara'daki çatalların tekrardan hareketlendiğini ve artık sadece bir-iki yıl kaldığını düşünebiliriz.

1999 depreminden önce izlenen Güneş tutulması, 2006 yılındaki tutulmanın da ardından İstanbul'da yine büyük bir deprem yaşanacağı söylentisine sebep olmuş. Bu iddianın ne denli geçerli olabileceği merak edenler için istatistik bir araştırma yaptım. Animasyonlar ve listeler yüzünden sayfa geç yüklenebilir, ama okumaya değer.

2005 Nisan ayında medyada çıkan "İstanbul çöküyor!" başlıklı haberlerle ilgili gerçekleri ve haritaları görmek istiyorsanız, bu konuda hazırladığım sayfayı okumanızı öneririm. İçinde 14 resim olması bakımından, sayfanın yüklenmesi gecikebilir. Ancak, uzman raporu yayınlanıncaya kadar bu konuda güvenilir bir kaynak olması bakımından görmekte yarar var.

Astrolojik araştırma yapmak isteyenler, İstanbul için önemli depremlerin listesini burada bulabilirler.

      

Depremin ne zaman nerede hangi büyüklükte olacağını önceden ve doğru olarak tahmin edebilmek elbette ki çok önemli. Ancak, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı ucunda, Marmara Bölgesi'nde yakın gelecekte yıkıcı nitelikte bir kırılma olasılığı zaten gün geçtikçe artıyor. Bu sebeple, vergilerimizi toplayıp bize hizmet için çalışan hükümetin veya belediyenin bu konuda ne gibi çalışmalar yaptığını veya yapıyor gibi göründüğünü de bilmek zorundayız. Ne zaman deprem olacağını merak edelim ama bu hayati konuyu da biraz olsun umursayalım. Zira, içinde yaşadığımız konut, çalıştığımız yer, üzerinden geçtiğimiz köprü ne denli sağlam ise, depremin etkisinden kurtulma şansımız da o kadar fazla olacak. Deprem sonrasında, sağlık, itfaiye, emniyet gibi toplumsal dirlik ve düzeni koruyacak kurumlar ne denli organize ve etkin çalışırlarsa biz de o kadar az zarar göreceğiz. Depremin ne zaman olacağını bilemiyoruz, ama senelerdir ödediğimiz vergileri kullanan sorumluların deprem anında ve sonrasında bize hangi olanakları sağlayacaklarını bilmemiz mümkün. Yeter ki, hakkımızı kullanalım ve bu konuda neler yapıldığını ilgili yerlerden soralım ve doğruluğunu araştıralım.

31 Ağustos 2005 itibarıyla aktif bölgeler

Haluk Akçam 2008

Türkiye

Dünya

Ekonomi

Deprem

Sağlık

Güncel

Kişisel Danışmanlık

Ticari Danışmanlık

Özel Danışmanlık

Copyright © 2008 Haluk Akçam - Bu sitede yer alan her türlü yazı, resim, grafik, program ve bilginin telif hakkı MİSKET yazılım ve danışmanlık Ltd.Şti.ne aittir.