|
|
|
SİSMOLOJİK
VERİLERE GÖRE ASTROLOJİK TAHMİNLER |
|
Bu
sayfa en son
01.06.2008 tarihinde
yenilendi. |
|
17 Ağustos 1999 depreminden bu yana özellikle Türkiye'nin batısındaki
sismolojik gelişmeleri sürekli izliyorum. Kuzey Anadolu Fay Hattı (NAFZ)
hakkında dokuz senelik bir araştırmam var. Sismoloji
konusunda uzman değilim. Ancak, depremlerin önceden tahmin
edilebilmesine yönelik matematik modellemeler üzerine epey bilgi
edindim. Teorik fiziğe ve kompüter programcılığına âşinâ biri için
bu modelleri astrolojik yöntemlerle geliştirmek zor bir iş sayılmaz.
Ama, burada sizleri bilimsel konulara boğmak istemiyorum. Elde ettiğim
sonuçlardan bazılarını, basit ve anlaşılır grafiklerle size
anlatmaya çalışacağım. Bölgeyle ilgili sismolojik ölçüm
verilerini Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlı Kandilli
Rasathanesi'nin web sitesinden
alıyorum.
Önce,
son dokuz yıl içinde ülkemizin batısında hissedilen önemli
depremlerin yerlerine bir bakalım. Aşağıdaki şematik haritada büyüklüğü
10'luk Richter skalasına göre 3.8 ve daha fazla olan depremlerin yüzeysel
coğrafi dağılımını görüyorsunuz. Yeşil, sarı ve beyaz renkteki
küçük yuvarlaklar, depremin merkez izdüşümünü gösteriyor. Dokuz
sene içinde bölgede üç büyük deprem oldu. NAFZ batı uzantısında
ilki 17.08.1999'da 7.4
ile İzmit'te ve ikincisi de 12.11.1999'da 7.2 ile Düzce'de
ardarda iki olay yaşandı. Aynı fay hattında değil ama güneyinde 03.02.2002'de
6.1 ile Afyon yakınında üçüncüsünü gördük. Aşağıdaki
şemada yeşil noktalar 1. ile 2. büyük
deprem arasındakileri, sarı noktalar 2. ile 3. arasındakileri, beyaz
noktalar da 3. büyük depremden bu yana olanları gösteriyor. |
|
|
 |
|
|
|
Dokuz
yıl içinde üç büyük depremin yanısıra, 35 kadar da orta büyüklükte
deprem yaşamışız. Bunların büyük çoğunluğu 40°-41° enlem
daireleri arasında, yani Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı ucunda görülmüş.
Aslında bir depremin nümerik büyüklüğünden sözederken, bu değerin
hangi yönteme göre hesaplandığını belirtmek gerekiyor. Kandilli
Rasathanesi'nin yayınladığı "son depremler" sayfasında
eskiden buna önem verilmezdi. Israrlı şikayetlerden sonra, ancak 2003
yılından itibaren hangi yöntemle hesaplandığını göstermeye başladılar.
Genellikle Md, nadiren Ml veya Ms olarak verilen büyüklüğün,
muhtemelen 2003 yılından öncesini gösteren arşiv datasında da Md
olarak hesaplandığını varsayıyoruz. Sismolojik bilgi açısından,
bir depremin büyüklüğünü verirken hesaplama yöntemini de
belirtmek zorunludur. Herhangi bir depremin, örneğin Mb ile Mw
cinsinden değerleri arasında önemli fark vardır ve bunu belirtme
gereğini duymayan bir kuruma da bilimsel açıdan pek itibar edilmez! |
|
|
|
|
|
|
Yukarıdaki
şemada, 19 Ağustos 1999 depreminden bu yana hareketlilik görülen
alanları sarı renkteki bölgeler olarak işaretledim. Veriler yine
Kandilli Rasathanesi'nden, ama burada kırıkları belirleme yöntemi bana
ait. Bu sebeple, küçük farklılıklara rastlayabilirsiniz. Aslında,
yer kabuğunu oluşturan büyük plakaların zaman içindeki yavaş
hareketleri sırasında, kritik bölgelerdeki sıkışmalar ile biriken
enerjinin açığa çıktığı yerlerde bir yırtılma oluyor. Yerin altında,
derinlerde meydana gelen bu hareket sırasında biz, yırtılmanın büyüklüğüne
göre bir sarsıntı yaşıyoruz. Topraklarımız, bu tür sıkışmaların
sık görüldüğü kritik bölgelerden birinin üzerinde yer aldığından,
depremler yaşamımızın kaçınılmaz bir parçası olmuş.
Yukarıdaki
iki boyutlu monotip yüzey şemasında sarı uzantılar arasında görülen
boşluklar, ilerki tarihlerde kapanacak. Özellikle Marmara Denizi'ndeki
boşluğun ne zaman dolacağı konusunda sürekli bir tartışmaya tanık
oluyoruz. Yani, yakında beklenen depremin ne zaman ve ne büyüklükte
olacağı belli değil. Zaten, bilimsel olarak, günümüzün olanaklarıyla
bir depremin yeri, zamanı ve büyüklüğünü önceden bilinmesi mümkün
değildir. Dolayısıyla, burada kısıtlı biçimde ve basite
indirgenmiş şemalarla ilginize sunduğum yorumumun da aynı çerçevede
değerlendirilmesi gerektiğini önemle hatırlatmak isterim.
Hernekadar matematiksel bir modele göre gök cisimlerinin hareketlerine uyumlu
zaman serileriyle hesaplanıyor olsa da, sonuçta burada size sunduğum
tahminler sadece birer varsayımdan ibarettir.
Yukarıda
şematik olarak basitçe gösterilen hareketli alanların zaman içinde
nasıl ilerleyeceğine ilişkin ihtimal hesabı sonunda, aşağıdaki
manzara ile karşılaşıyoruz. Aşağıdaki şemada kırmızı noktalar,
yaklaşık 2020 yılına kadar ML > 5.0 büyüklüğünde olası bir
depremin ortalama epicentre'ını göstermektedir.
|
|
|
|
|
|
|
Teknik
açıklamaya girmek istemiyorum. Ama, üç boyutlu bir projeksiyondaki
diferensiyel alanı herkesce anlaşılır biçime sokarken elbette ki
detaylar kayboluyor. Burada gördüğünüz iki boyutlu yüzey şeması,
aslında model olarak döndürülerek incelenmesi gereken ve dağınık yün
yumaklarının hareketine benzeyen karmakarışık bir görünüme
sahiptir. Modeli Matlab 6.5 ile hazırladım ve gökcisimlerinin konumlarını
JPL DE405 verilerine göre hesapladım. Kümülatif
epoku J2000.0-2021.0 arası olan bu şemada, NAFZ için sekonder sapma açıları
ihmal edildiğinden, {zg} : = 0 ; epicentre'lar özellikle
coğrafi enlemde yaklaşık ±0.1 × | 40.7 - l |
yay derecesi kadar hatalıdır.
|
|
|
|
|
|
|
Yukarıdaki
grafikte, 17.08.1999 depreminden bu yana görülen bölgesel yer
hareketlerinin İstanbul (41°N-29°E) merkezine yansımasının nümerik
değerini görüyorsunuz. Şiddet ölçümünden farklı olarak bu
parametre, merkez noktaya olan geometrik uzaklık ve magnitüte göre
hesaplanmıştır. Olası bir depremde, bölgede etkilenecek en büyük
yerleşim merkezi İstanbul olduğundan, bölgedeki hareketlerin rölatif
zaman serilerini bu noktaya göre ayarlamak gerekmektedir. Genel
olarak baktığımızda, yansımada 2001 yılı ortasına kadar hemen hemen
doğrusal bir düşüş görüyoruz. 2002 yılını da kaplayan ve taban
alanı % 10-15 civarında kalan bir buçuk yıllık dönemi ise durulma olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak daha sonra, yaklaşık
beş buçuk yılı
içeren gösterge oldukça manidardır. Nitekim, Yalova
civarında 16.05.2004 tarihinde hissedilen 4.3 büyüklüğündeki deprem,
grafiğimizde son 48 ayda görülmemiş bir yansımayı işaret ediyor.
16.01.2001 tarihindeki 4.2 büyüklüğündeki deprem, genel düşüş
trendinde ortaya çıktığı için çok önemli değildi. Ama, bu kez
genel trendin yukarıya doğru olduğu bir dönemde, dört buçuk ay
ara ile, Mayıs ayında Yalova
civarında ve Eylül ayında da Adalar civarında hissedilen depremlerin
önemli bir ikaz niteliği taşıdığını söyleyebiliriz.
Bunlardan sonra, 2006 Ekim ayında bölgede dikkati çeken iki deprem daha
oldu. Bunlar hernekadar Marmara Denizi'nin Kuzey sınırına paralel olan
fay hattını harekete geçirecek konumda olmasalar da, buradaki çatallı
sistemin alt kısmındaki önemli bir hareketin başlangıcının işaretidir.
Özellikle, 24 Ekim 2006 depremi (5.2) sonrasında, Marmara'nın Güney
kanadını daha dikkatle gözlemlememiz gerekecektir. Unutmayalım ki bu
çatallı sistem aynı zamanda interaktif özelliktedir.
12 Mart 2008 depremi, birbuçuk sene önce yukarıda yazdıklarımı doğrular
niteliktedir. Lineer bir projeksiyon ile ortalama değer üzerinden 11-12
Temmuz 2008 (σ =
±4 yıl!), A:(40°37'N-29°02E,
M=4.8), B:(40°32'N-29°01'E, M=5.0), C:(40°08N-28°52E, M=5.4) gibi üç sonuç
çıkartabiliriz. Ancak, sismolojik modellerde bu tür projeksiyonlar hiçbir
işe yaramıyor. Özellikle zaman konusunda, bu projeksiyonlar yetersizdir.
Ama, her durumda aktivitenin şimdilik güney çatalında devam edeceği
anlaşılıyor.
|
|
|
 |
|
Soldaki
şematik haritada, İstanbul merkezi (yeşil nokta) için işaret niteliği
taşıyan depremlerin yüzeysel projeksiyonlarının (sarı noktalar) dağılımını
görüyorsunuz. Kırmızı noktalar ise kritik değerde olanları işaretlemektedir. Genel
olarak burada, İzmit körfezi açıklarında çatallandığı varsayılan
bir birikim odağı var. Çatallanma daha çok Marmara Denizi'nin kuzey
bandı üzerinde gelişeceğe benziyor. Ancak, şu sırada aktif olan Güneydeki
hat ve Kuzeydeki beklemede. |
|
|
|
Sağdaki
listede, yukarıda kırmızı noktalarla gösterdiğim depremlerle
ilgili Kandilli Rasathanesi kaynaklı data ve en sağdaki sütunda da
benim bu dataya göre tayin ettiğim yansımanın (imp) nümerik değerini
görüyorsunuz. Bu
değerler iki yukardaki skalaya uygundur. Yaklaşık 69 ve 17 ay
aralıklarla imp
= 4.0 değeri ile üç kez yeniden karşılaştık. Bu suretle, muhtemelen 2008
yazında, 40.4N - 29.0E civarında
tekrardan mag ≈ 5.1 ile karşılaşma ihtimali kuvvetlenmiş
bulunmaktadır. |
|
 |
|
|
|
16.05.2004
(4.3) ve 29.09.2004 (4.0) depremleri - hasar verici olmamalarına rağmen
- ileriye yönelik tahminler açısından son derece önemlidir. Keza,
20.10.2006 (5.2) ve 24.10.2006 (5.2) depremleri sağlıklı
birer endikatör niteliğine sahiptir. Ardından gelen 12.03.2008 (4.8)
depremi, hipotezi doğrular özelliktedir. Bu sayede, beklenilen büyük
depremin her iki çatalda da oluşabilme riskini dikkatle hesaplamak
gerekmektedir. Diğer bir deyişle, Ekim 2006 ve Mart 2008 depremlerinden sonra
daha farklı bir deprem sekansı üzerinde durmak gerekiyor.
Şu sırada güney çatalında görülen aktivite, kanımca bize çok
yakın tarihte başka doğrulayıcı örnekler de verecektir. Ancak,
2009'un ikinci yarısı ile 2010'un ilk yarısı arasında kalan dönemde,
kuzey çatalında oldukça güçlü bir enerji boşalımı oluşması olasılığı çok
fazladır.
Burada
kısa ve basite indirgenmiş bir özetini sunduğum çalışmamın
sonucuna göre, sayfayı her yenilediğimde, İstanbul merkezini
etkileyecek bir deprem olasılığıyla ilgili kişisel tahminimi
duyuracağım. Uyguladığım hesaplama yöntemlerinin kesin sonuç
verebilme kapasitesi yoktur. Bu bakımdan, konvansiyonel olmayan
incelemenin sonucuna kesin gözüyle bakmamanızı bir kere daha hatırlatırım. |
|
|
 |
Olası
Marmara depreminin merkezinin kesin tahmini ile ilgili sorulardan
ötürü, buraya şematik bir harita ekledim. Kırmızı olarak işaretlenmiş
alanlar, sözkonusu merkezin nereye rastlayacağı hakkında bir fikir
verebilir. Bu konuda kesin tahminde bulunmak mümkün değildir.
Koordinat olarak, 40°49'N-28°29'E ile 40°45'N-28°58'E arasındaki
lineer bölgede aktivite beklenebilir. Dolayısıyla, büyük depremin
merkezinin yüzey izdüşümü 40°49'N-28°29'E ile 40°47'N-28°37'E
arasındaki hatta olabilir. Elbette ki, kırılma yüzeyde değil
ama kilometrelerce aşağıda oluyor. |
|
|
|
2008
yazında, Marmara'nın güneydoğusunda, İstanbul'dan hissedilecek önemli bir enerji boşalımı olabilir.
|
|
|
|
Kuzey Anadolu Fay Hattının
Batı kesiminde hareket yeniden başlamış görünüyor. 2005 yılında
Ağustos,
Eylül, Kasım ve Aralık aylarında bunları İstanbul'da hissettik.
Keza, 2006 yılında da Eylül, Ekim ve Aralık aylarında benzerlerini yaşadık.
Ardından, 2007 Mayıs sonunda ve 2008 Mart ortasında bunlar tekrarlandı. Ancak, bunların
şu sırada çok büyük bir enerji boşalımının âcil
habercisi sayılacağını zannetmiyorum. Yine de, Marmara'daki çatalların
tekrardan hareketlendiğini ve artık sadece bir-iki yıl kaldığını
düşünebiliriz.
1999
depreminden önce izlenen Güneş tutulması, 2006 yılındaki
tutulmanın da ardından İstanbul'da yine büyük bir deprem yaşanacağı
söylentisine sebep olmuş. Bu iddianın ne denli geçerli olabileceği
merak edenler için istatistik bir araştırma yaptım. Animasyonlar
ve listeler yüzünden sayfa geç yüklenebilir, ama okumaya değer. 2005
Nisan ayında medyada çıkan "İstanbul çöküyor!"
başlıklı haberlerle ilgili gerçekleri ve haritaları görmek
istiyorsanız, bu konuda hazırladığım
sayfayı okumanızı öneririm. İçinde 14 resim olması bakımından,
sayfanın yüklenmesi gecikebilir. Ancak, uzman raporu yayınlanıncaya
kadar bu konuda güvenilir bir kaynak olması bakımından görmekte
yarar var.
Astrolojik
araştırma yapmak isteyenler, İstanbul için önemli
depremlerin listesini burada bulabilirler. |
|
|
|
Depremin
ne zaman nerede hangi büyüklükte olacağını önceden ve doğru
olarak tahmin edebilmek elbette ki çok önemli. Ancak, Kuzey Anadolu
Fay Hattı'nın batı ucunda, Marmara Bölgesi'nde yakın gelecekte yıkıcı
nitelikte bir kırılma olasılığı zaten gün geçtikçe artıyor. Bu
sebeple, vergilerimizi toplayıp bize hizmet için çalışan hükümetin
veya belediyenin bu konuda ne gibi çalışmalar yaptığını veya yapıyor
gibi göründüğünü de bilmek zorundayız. Ne zaman deprem olacağını
merak edelim ama bu hayati konuyu da biraz olsun umursayalım. Zira, içinde
yaşadığımız konut, çalıştığımız yer, üzerinden geçtiğimiz
köprü ne denli sağlam ise, depremin etkisinden kurtulma şansımız
da o kadar fazla olacak. Deprem sonrasında,
sağlık, itfaiye, emniyet gibi toplumsal dirlik ve düzeni koruyacak
kurumlar ne denli organize ve etkin çalışırlarsa biz de o kadar az
zarar göreceğiz. Depremin
ne zaman olacağını bilemiyoruz, ama senelerdir ödediğimiz vergileri
kullanan sorumluların deprem anında ve sonrasında bize hangi
olanakları sağlayacaklarını bilmemiz mümkün. Yeter ki, hakkımızı
kullanalım ve bu konuda neler yapıldığını ilgili yerlerden soralım
ve doğruluğunu araştıralım. |
|

|
|
31
Ağustos 2005 itibarıyla aktif bölgeler |
|
|
Haluk Akçam 2008
Copyright
© 2008 Haluk Akçam - Bu sitede yer alan her türlü yazı, resim, grafik,
program ve bilginin telif hakkı MİSKET yazılım ve danışmanlık Ltd.Şti.ne
aittir.
|