ASTROLOJİ HAKKINDA GEVELEME
SANATINDAN BİR ÖRNEK
Halûk Akçam
18
Haziran 2008
Geçen gün gördüğüm bir dergide, üçbuçuk sayfalık bir deneme
garabeti ile karşılaştım. "Astroloji: Bilimi Taklit Eden
Çoktanrıcılık" başlığı altında, ne anlama geldiğini pek bilmeksizin
sıraladığı bir sürü felsefi ve sosyolojik terimlerle kendisini gülünç duruma
düşüren yazarın, bu abuk-sabuk laf salatası ile kime hangi mesajı vermek
istediğini anlayabilmek mümkün değildi. Yine de, birilerine yaranma çabasıyla
dahi olsa, insan kendisini bu kadar rezil etmemeli. Ancak, "kırkından
sonra saz çalan" misali, yaşamının ortasında filozof olmaya heveslenince,
kişinin bu duruma düşmesi elbette ki kaçınılmazdır.
Önce, şöyle bir düşündüm, acaba bu denemenin neresinden
tutarak tenkidimi yazmaya başlasam diye. Ama, öyle bir deli saçması ki,
tutulacak yanı bile yok. İşte size bazı alıntılar: Dördüncü paragraf başı:
"Astroloji, geleceğe yönelik spekülatif sayıklamaların yanı sıra,
içinde çeşitli kutsal figürlerin birbiriyle etkileştiği bir çoktanrıcılık
potasıdır." Beşinci paragraf girişi: "Aslında astroloji,
postmodern beklentilere uygun düşen ve çok sayıda tanrının varlığını onaylayan
bir öğreti yaratma amacını bilinçli olarak taşımaz." Yedinci paragraf
sonu: "Astroloji iki ayrı cephede hak iddia eder: Bir yandan toplumsal
olanı biçimsel soyutlamalar vasıtasıyla yansıtır; diğer yandan rasyonalizmin
karşıtı 'büyü' geleneğinin postmodern temsilciliğini üstlenir." Onuncu
paragraftan: "Astroloji bir yandan postmodern değerler fırtınasıyla bir
paralellik oluşturur; diğer yandan kendince bir mitoloji düzenleyerek bilinçsiz
de olsa tektanrıcılıktan çoktanrıcılığa geri döner, böylece Tanrı'yı inkâr
eder." Onbeşinci paragraftan: "Astrolojinin postmodern
mantıkla dayanıştığını düşündüren bir diğer veri, takındığı sözde bilimsellik
maskesidir... Böylece astroloji, bilimsel-matematiksel düşünceyi inanç alanına
bağlayan tuhaf bir örnek oluşturur. Bir yanda çoktanrıcılık, öte yanda göz
boyamacı bir bilimsellik vardır." Onyedinci paragraftan: "Sonuçta
astroloji sadece Tanrı'yı değil, bilimi de inkâr eder; ama asla yaşamı
gerçekten açıklayamaz, sadece diline dolar, hakkında gevezelik eder."
Kimin gevezelik ettiğinin pek açık olduğu bu
"postmodern" ve "paradigmatik" fransızvari salatanın
sonundaki kaynakçaya baktığımızda, durum biraz daha aydınlığa çıkıyor: Çok da
güzel bir rastlantı diyebileceğim biçimde, listelenen onüç eserden biri hariç
hepsini vaktiyle okuduğumu hatırlayıp gülmeye başladım. Öncelikle, listede
gösterilen Mircea Eliade ve Max Weber'in eserlerinde bu anlatım
biçimini destekleyen astroloji ile alakalı hiçbir bölüm yoktur. Dolayısıyla,
kaynakçada meşhur eserlere de yer vereyim derken, önce bunları gerçekten okuyup
neden bahsettiklerini öğrenmek gerekiyor. Dahası, astrolog Michel Gauquelin'i
böylesi bir denemede kaynakça olarak gösterme gafletine düşmemek gerekirdi.
Yayın tarihi de yanlış yazılmış olan 1974 ürünü bu eseri okursanız, ne demek
istediğimi anlarsınız.
Diğer az bilinen sekiz kaynağa gelince: Afrika üstüne
uzmanlaşmış bir etnolog olan Marc Auge, Fildişi Sahili bölgesinde
edindiği çoktanrıcılık ile ilgili izlenimlerini günümüzün endüstriyel
toplumlarındaki Hıristiyanlık ile bağdaştırma çabasıyla yazdığı "Genie
du Paganisme" adlı eserinde, ne anlatmak istediğini kendi de pek
bilmediğinden olsa gerek, saçma sapan hipotezini kanıtlamak için sayfalar
dolusu zırvalamış sıradan bir yazardır. Elbette ki astroloji ile bir ilgisi
yok.
Listede yer alan tarihçi Auguste Bouche-Leclercq,
Fransızlara has palavracılık sanatının ustalarından olup astroloji ve büyü
hakkında da bazı şeyler yazmıştır. Kaynakçada gösterildiği gibi 1963'de değil –
çünkü o sırada kemikleri bile herhalde toz olmuştu – ama 1899 senesinde
yayınlanan "L'Astrologie Grecque" adlı eseri de bu tür yarı
masalımsı bir zırvalıktır. Otuz küsur sene önce, Londra'da sahafın birinden
yarım sterline aldığımda çok sevinmiştim, ama okuduktan sonra paramın boşa
gittiğini anladım.
Patrick Curry'nin
"Prophecy and Power" adlı güçlü eseri, restorasyon öncesi
İngiltere'sinde, özellikle Interregnum döneminde astrolojinin politik
oyunlardaki rolüne değinmektedir. Eser, kendi türünde gayet tutarlı bir kaynak
sayılır, ama sözkonusu deneme yazısı ile pek bir ilgisi olduğunu zannetmiyorum.
Gilbert Durand'ın
"La Foi du Cordonnier"si! Kaynakçaya ne maksatla alındığını
bilmiyorum, ama bana kalsa bu aklı karışık adamın tek bir yazısını dahi tavsiye
edemem. Önce, Jung'u anlamadan yorumlamaya kalkışmış, sonra da 1960'da
uydurduğu "Structures Anthropologiques de L'imaginaire" başlığı
altında bir sürü zırvalık yazmıştır. 1984'de yayınlanan La Foi, 2. Dünya
Savaşı sonrasında Avrupa'ya çöken karamsar bakış açılarının modası geçmiş bir
versiyonundan ibarettir. Astroloji ile ne ilgisi var bu kundracının imanının!
Antoine Faivre
ile Karen-Claire Voss tarafından yazılmış "Western Esotericism
and the Science of Religions" adlı otuz sayfalık makale, 1995'de
Numen dergisinde yayınlandı. Ancak, muhterem yazarımız acaba bunu okudu mu?
Zira, makale akademik açıdan değerli bir araştırma ürünüdür, ama sözkonusu
denemedeki iddialar ile uzaktan yakından ilgisi yoktur!
Aklını politika ile bozmuş bir başka kaçık, Julien
Freund, "Polytheisme des Valeurs et Monotheisme Religieux"
diye bir makale yazmış. Bendeki nüsha "Etudes sur Max Weber"den
fotokopi olduğu için tarihi yok. Galiba, SSCB'nin çöküşünden hemen sonrasına
rastlar. Yani, nasıl bir bağlantısı oluyor bu makalenin astroloji ile,
anlaşılır gibi değil.
Yine kaynakçada yer alan sosyolog Michel Maffesoli'nin
"Du Nomadisme: Vagabondages Initiatiques" adlı eseri – eserden
çok ikiyüz küsur sayfalık laf salatasıdır – ile bu konunun hiçbir ilgisi
bulunmuyor. Bu adam, G. Durand'ın pek gözde talebesidir ve en son "L'Instant
Eternel" diye bir saçmalık daha yazdı ki evlere şenlik!
Kaynakçada yer alan asıl önemli makale, sosyolog Sylvie
Joubert'e ait: "Voyage au Centre du Polytheisme: Le Cas de
L'Astrologie." Ben bu hanımın yazısını okumamıştım. Fransa'daki
akademisyen bir arkadaşıma yazdım, PDF dosyası olarak hemen gönderdi. Bir de
not eklemiş, "senin bu tür fikirlere pek itibar etmediğini sanıyordum,
nereden aklına geldi bunu okumak" diye.
Sylvie hanımın yazdıklarını okumaya başlayınca, birden
durdum ve malum derlemeyi tekrar elime aldım. Yeri gelmişken, o anki
hissiyatımı şimdiki lumpen Türkçesi ile ifade etmek istiyorum: "Ay
yaani, vallahi o-ha oldum yaani!" diyorlar ya, işte öyle bir şey.
Anlaşıldığı kadarıyla, muhterem yazarımız, Sylvie hanımın kimbilir hangi
niyetle yazdığı makaleyi önce kuşa çevirerek mahv-ı perişan etmiş, sonra da
abuk sabuk ekler yapıp kendi ürünüymüş gibi editöre vermiş!
Bu Sylvie Joubert, belli ki konu ile zerre kadar
ilgisi olmayan birisi. Akademik çevrelerde adettir, doğru dürüst araştırma
yapamayanlar, arada sırada ya uyduruk bir makale ya da eskiden yazdıklarını
yeniden derleyip yayınlayarak akademik pozisyonlarını korumaya çalışırlar. Bu
sırada da hamilerinin sırtını sıvazlaması için onların sevdiği türden bol
terminoloji ile şişirilmiş içi boş cümleler kurarak durumu idare ederler.
Özellikle felsefi ve sosyolojik içerikli makaleler bu bakımdan gayet uygundur.
İşte, Sylvie hanım da bu tür bir iş yapmış. Zira, makalesini başka türlü
yorumlamaya imkan yok. Muhtemelen zengin terimli içeriğinden dolayı,
kahramanımızın da bunun çok değerli olduğu zannına kapılarak kendince tercüme
etmeye yeltendiği kanısı oluştu bende.
Daha sonra, şöyle bir araştırdım. Joubert, 1991'de
"La Raison Polytheiste – Essai de Sociologie Quantique" adında
bir kitap yazmış. Önsözü de Gilbert Durand'dan. Anlaşılan, kadının
astroloji takıntısı daha o zamandan beri var. Kitabı hakkında kendisiyle uzun
bir ropörtaj yapmışlar. Bu ropörtajı okudukça görüyorsunuz ki kadının astroloji
hakkında bildiği tek şey, gazete-dergi sayfalarında yayınlanan fal köşelerinde
okuduklarından ibaret. Nitekim, 1993'de yazdığı sözkonusu makale de bu kitaptan
alıntı. Elbette ki, akademik kariyeri olan birisi için utanç verici bir durum.
Ancak, Fransız akademik fanatizmi bu alanda gayet hoşgörülüdür. Onların işine
geldiği gibi yazdığınız sürece, konu hakkında ne bildiğiniz hiç önemli değildir.
Kendi aralarında muhtelif klikler oluştururlar, ardından da karşılıklı
karalamalarla vakit geçirirler.
Benim burada dikkati çekmek istediğim konu ise biraz
farklı. Max(imilian) Weber, ülkemizde de yeterince tanındığını
zannettiğim Alman bir sosyolog. Üstün saydığı Batı kültürünün niteliklerini
Protestan ahlakı ve kapitalizm ile birleştirmeye çalıştığı için, günümüzün Batı
blokunda el üstünde tutulan biri. 1. Dünya savaşının ardından genç yaşta ölen
Weber, asıl ününe çeyrek asır sonra ve biraz da Marksist bloka alternatif
seçilmesi sayesinde kavuştu. Teorilerinin tutarsızlığına bakılmaksızın,
vaktiyle yazdıklarına yeni yorumlar getirildi, ve saire... Burada Weber'in
analizini yapacak değilim. Merak eden okur.
Weber'in kendine has bir anlatım biçimi vardır ve metaforları
sever. Örneğin, "Polytheismus der Werte" de bunlardan biridir.
Elbette ki din sosyolojisi ile ekonomik modeller arasında gidip gelen
birisinden daha farklı bir metafor beklenemez. Sözlüğe bakarak çevirecek
olursanız, bu metafor "değerler çoktanrıcılığı" gibi garabet bir
anlam taşıyacaktır. Oysa Weber, toplumsal değer hiyerarşisi içindeki üstün
gelme yarışı ile çoktanrılı dinlerde bulduğunu zannettiği tanrıların savaşı
arasında bir analoji yapma hevesi ile bu terimi yaratmıştır. Nitekim, bu yaklaşımını
anlatırken, "Pluralität der Wahrheiten und der Werte" (gerçeklerin ve değerlerin
birden fazla oluşu) gibi tanımlamalar ile, tanrı niteliğine bürünen değerlerin
savaştığı bir ortamdan bahsettiğini görürsünüz.
Özellikle Fransızlar, Weber'in bu
"Polytheismus" terimini pek sevdiler ve görmemişin oğlu olmuş
misali, olur olmaz her yerde kullandılar. Sebebi de, yakın tarihlerinde katolik
kilisesi ile yaşamış oldukları ve (yanlışlıkla laisizm veya laiklik dediğimiz)
"laïcité" ile sonuçlanmış
görünse bile zihinlerinden bir türlü atamadıkları kendi sosyal kavgalarıdır.
Dolayısıyla, Fransız sosyologları "polythéisme des valeurs"
deyimini pek tutarlar ve sıkıştıkları her yerde kullanırlar. Buna karşın,
Anglo-sakson veya Germen fikir dünyasında böyle bir takıntı olmadığından,
özellikle Weber'e atıf yapılmadıkça, bu özel deyişe pek yer verilmez.
Hal böyle iken, sözlüğe bakıp
sosyolojik bir metaforu harfiyen Türkçeye çevirmek suretiyle, zaten tutarsız
olan bir makaleyi, saçma sapan kişisel inançlarla daha da berbat bir biçime
sokup okuyucuya sunmak, elbette ki hoşgörü ile karşılanacak bir davranış
değildir.
Yazarımızın anlamaksızın
etkilendiği madam Joubert'in orijinal makalesinde, Durand'ın çömezi olan bu
kadıncağız, aklısıra astrolojinin hangi değerler üzerine kurulu olduğunu
anlatmaya çalışıyor. Ancak asıl maksadı, gazete-dergi sayfalarında görülen burç
falcılığını astroloji gibi gösterip, ardından da mensubu olduğu ekolün jargonu
ile bunun hakkında ahkam kesmek ve böylece yandaşlarından biraz daha övgü
toplamak.
Durand ve taifesinin üslubunu bilenler, Joubert'in
bu makalesinde ne gevelediğini anlamakta güçlük çekmezler. Onlara göre,
marksizm de "polytheist"tir, ulusalcılık da. Keza, astroloji
veya masonluk gibi, komşu Pakize teyzenin kedisi Sarman da polytheisttir!... Bu
garabet hipoteze göre, aklınıza gelen her şeyin "polytheist"
olduğunu savunabilirsiniz. Ancak asıl garabet, Durand ve yandaşlarının ne demek
istediklerini anlamaksızın, bu terimi "çoktanrıcı" olarak
Türkçeye çevirmektir.
Weber'in sosyo-ekonomik anlamdaki
"polytheist" sıfatı ile, "birden fazla değerler sisteminde,
çatışan değerlerin oluşturduğu yapıya uygun" olma halini anlattığını
düşünürsek, bunun din alanındaki inanç objesi olan tanrı ile doğrudan
herhangi bir anlamsal bağının bulunmadığını daha kolay farkederiz.
Dolayısıyla, Joubert bana göre
saçmalıyor olsa bile hakkını vermek gerek: Kendi ekolünün mantık yapısı içinde
ne dediğinin farkında ve aklıevvel yazarımızın zannettiği gibi astroloji "çoktanrıcılık"tır,
sonra da "böylece Tanrı'yı inkar eder" gibi şapşalca ifadelere
yer vermiyor makalesinde.
Örneğin: (p.6/7) "La
figure de Dieu n'est pas l'axe focal de la croyance astrologique, et des
concepts tels que l'unité ou l'éternité, qui sont en action dans les grandes
théologies, ne jouent pas un rôle moteur dans sa logique." (p.8)
"En ce sens, elle ne puise son dynamisme ni des affirmations ni des
négations de Dieu, et ne peut totalement s'intégrer aux catégories du sacré et
du profane." (p.15) "Nous avons vu que si Dieu n'est pas à
proprement parler l'objet de l'astrologie, dans la mesure où son polythéisme
est principalement consécration des valeurs plurielles plutôt qu'une
formulation anthropomorphe de la divinité, ceci ne signifie pas qu'il y ait
absence de morphologisation divine."
Diğer bir deyişle, kadın, nerede
durması gerektiğini bilerek kurnaz bir üslupla yazmış makalesini. Ama, bizim
gariban bunu dahi beceremeyip kazma gibi girmiş konunun içine.
* * *
Bilim tarihine baktığımızda,
örneğin ister tıp ister fizik olsun, geçmişte atalarımızın akılalmaz
varsayımlar ürettiklerini ve asırlar boyunca mantık dışı uygulamalarla vakit
geçirdiklerini görürüz. Ancak, bugünkü tıp veya fizik alanında geldiğimiz
noktayı onların bu çabalarına borçluyuz. İnsanlığın uzun uğraşısı sonunda
kazandığı ortak bir değer olan bilim, gökten zenbille inmedi.
Astroloji de tarih boyunca
değişik aşamalardan geçerek günümüzdeki yerine gelmiştir. Geçmişte kalan bir
dönemde, gezegenlerin, Ayın ve Güneşin tanrısal niteliklerinden, insanların
kaderi üzerindeki etkilerinden bahsediliyordu. Oniki burca göre insan karakteri
modeline inanılıyordu. Ama, günümüz astrolojisinde bu tür inançlara yer yoktur.
Kimilerince büyük bir felsefe
üstadı olduğu varsayılan Orhan Hançerlioğlu'nun, Felsefe
Ansiklopedisi'nde "çoktanrıcılık" için yaptığı açıklama şöyledir:
"Birçok tanrıların varlığını kabul eden öğreti." Bu muhterem,
"astroloji" için de aynı eserinde şöyle der: "Yıldızlara
bakarak yapılan kayıptan haber verme ve fal." Böylece, Orhan üstadın
da yardımıyla artık anlıyoruz ki; eğer kaybettiğiniz bir şey varsa, bir sürü
tanrının varolduğuna inananlar, yıldızlara bakıp size onu nerede bulacağınızı
söylüyorlarmış! Türkçeye yanlışlıkla "gizli" (secret) olarak çevrilen
Arapça "gayb"dan (occulté) dilimize kazandırılan "kayıp"
(perte) kelimesinin geçiş sürecinde oluşan anlam kaymasını bile dikkate almayı
beceremeyen birisinin yolundan gidersek, sonunda "kılavuzu karga
olanın" durumuna düşeceğimiz için bu konuyu fazla uzatmak istemiyorum.
Astrolojide, yıldızlara bakarak
yapılan bir işlem yoktur. Yüzyıllar öncesinde, Güneş sistemi objelerinin
hareketleri gözlemlenerek birtakım hesaplar yapılıyordu. Bilimsel ilerlemeye
uyarak, günümüzde de bununla ilgili efemerisler kullanılıyor ve belirli analiz
yöntemleri uygulanıyor. Canı isteyen, elbette ki yıldızlara da bakabilir,
falcılık da yapabilir. Ancak, bunların astrolojik çalışma yöntemleriyle ilgisi
yoktur.
Keza, günümüzde astrolojinin
çoktanrıcı, aztanrıcı gibi bir bakış açısı da yoktur. Astroloji, tanrı veya
tanrılarla ilgili herhangi bir yorum yapmaz. Astrolojinin Tanrı'yı red veya
inkar etmek gibi bir saplantısı da bulunmaz. Çok eskiden gökcisimlerine
tanrısal nitelikler atfedilmiş ve tapınılmış olabilir. Ama, bunun geçmişte
kaldığını ve günümüzde sadece akademik bir konu olduğunu (astrolâtrie) bilmeyen
var mı acaba? Üstüne araştırma sondası kondurulan Mars gezegenini veya Amerikan
bayrağı dikilen Ay küresini astrologlar tanrı zannediyorlar diyerek, kişinin
kendini enayi yerine koyması üzülünecek bir durumdur.
Eskiden, günümüzdeki laboratuar
imkanları olmadığı için, hekimler gerektiğinde hastanın idrarını tadarak
teşhiste bulunurlarmış. Şimdi, bu tarihsel gerçeğe dayanarak, "hekimler
de kim oluyor, milletin sidiğini içip hastalık uyduran şarlatanlar"
deme gafletinde bulunabilir miyiz! Keza, insanın evrimi konusundaki bilimsel
sonuçları bahane edip, "biyoloji Tanrı'yı ınkâr eder" gibi salakça
laflar etmemiz mümkün müdür!
Dolayısıyla, ahmağın biri çıkıp
da – üstelik hiçbir kanıt göstermeksizin – "astroloji Tanrı'yı inkar
eder" derse, bunu o kişinin cehaletine verip hoşgörü ile karşılamak da
mümkün değildir. Zira, burada toplumsal açıdan açıkça kışkırtıcı bir ithamda
bulunuluyor.
Astrolojinin, denemenin
başlığında "bilimi taklit eden" bir paragrafında da "bilimi
inkâr eden" diye belirtilen özelliği hangi niteliğinden
kaynaklanıyorsa, bunu iddia eden kişiden - kelime oyunları yapmadan - dürüstçe
açıklamasını bekleriz. Bilimi hem taklit hem de inkar ediş nasıl oluyor?
Astrolojinin neresinde "gözboyamacı bir bilimsellik" var ise
bunu bize açıkla, ey muhterem! Asıl gözboyamacılık, zat-ı alinizin buyurduğu
gibi, "paradigmatik... postmodern... kuantum... normatif..."
gibi sağdan soldan duyma terimlerle geveleyerek başkalarının aklını
bulandırmaya yeltenmektir.
Kendilerini astrolog diye takdim eden
birtakım şarlatanların mesleği olan burç falcılığını astroloji gibi göstermek,
en azından bilimsel bir yaklaşım değildir. Eğer bu zihniyetle herşeyi
karalamaya başlarsak, mason olduğu söylenen birtakım densizlerin yaptığı
rezillikleri örnek gösterip "işte masonluk budur!" diye yaygara
koparanları hiç yadırgamamak gerekecektir.
* * *
Her zaman belirttiğim gibi,
akademik anlamda bugünkü astroloji bilim değildir, bilimsel bir araştırma
alanıdır. Bilimsel yöntemi kullanarak, gök cisimlerinin hareketleri ve
konumları ile yer olayları arasındaki korelasyondan sonuçlar çıkarmaya,
ardından da bulgularını uygulama alanında kanıtlamaya çalışmaktadır. Kısacası
astroloji, kompüter teknolojisinin ve istatistik analiz yöntemlerinin sağladığı
kolaylıkla, günümüzde bilim olma aşamasına çok yaklaşmış bir araştırma
konusudur. Bu araştırmada, ne din açısından kutsal olan değerler ile uğraşılır
ne de büyücülükle ilgili konular dikkate alınır. Bunları astrolojinin bir
parçası gibi göstermek isteyenler, ya sapla samanı birbirine karıştıran
cahiller ya da toplumu kışkırtma niyetinde olan provokatörlerdir.
Bunun yanısıra, tarihte olduğu
gibi günümüzde de yıldızların etkisinden ve burçların özelliklerinden
bahsederek para veya ün kazanmaya çalışan şarlatanlar çoğunluktadır. Bunlar,
bilimsel astrolojik çalışmalardan hiç hoşlanmazlar ve büyük bir yaygara ile
kendi anlattıklarının asıl astroloji olduğuna halkı inandırmaya çalışırlar.
Toplumun cahil kalmasından medet umanlar da yazılı-sözlü basın aracılığıyla
bunları her fırsatta desteklerler.
Astrolojinin ne olduğundan
habersiz yarı-aydın takımı da, bilimsel görünme çabası ile bu şarlatanların
laflarına bakarak sürekli biçimde bilimsel çalışmaları yok sayma inadını
sürdürürler. Mesele, bundan ibarettir. Aslında, "Mars gezegeni Oğlak burcuna
girdi, kafanıza taş yağacak... Jüpiter gezegeni Boğa burcuna girdi, cebinize
para akacak..." türünden saçmalıklarla astrolojik araştırmaların hiçbir
ilgisi bulunmamaktadır. Sonuçta, entel takımının yaygarası ile şarlatanların
zırvalamasından çok ötede, kendi halinde sessizce gelişmekte olan bilimsel bir
astroloji var. Merak eden araştırır, aklı olan öğrenir, lâyık olan anlar.
Bu son gördüğüm zevzeklik
örneğinde de yazar aynı klişe suçlamalar ile yetinseydi, hiç aldırmayacaktım.
Ama, boyundan büyük işlere kalkışmış, aklınca bilimsel bir eda ile yazayım
derken sapla samanı birbirine karıştırmış. Üstelik, burada hiç değinmediğim
"astrolojinin ezoterik disiplin içindeki yeri" hakkında az-buçuk
bilgisi olduğunu zannettiğim birisinin böylesine zırvalamasına canım sıkıldı.
Astroloji sadece bundan ibaret
değildir. Burada iki cümle ile özetlediğim, astrolojinin egzoterik veya pratik
dediğimiz alanıdır. Bir de ezoterik disiplin içinde yer alan sembolik astroloji
ve bunun da ötesinde kalan üçüncü bir uygulama alanı vardır. Gereksiniminiz
olduğu zaman, onları da öğrenebilirsiniz. Bunların hiçbirisi "sır"
veya "büyü" türünden şeyler değildir. Sadece, liyâkat meselesidir.
Nasıl ki önce toplama-çıkarma işlemlerini, sonra basit geometri ve cebir problemlerini,
ardından diferansiyel hesabı, tensör hesabını filan öğrenerek matematik
biliminde ilerliyorsanız, ezoterik disiplinde de buna benzer biçimde adım adım
ilerleyerek, yeri geldiğinde astrolojinin farklı boyutlarını da görürsünüz.
Ezoterik disiplin size yazlık ev, son model otomobil, Paris'te tatil gibi
şeyler kazandırmayacağı için pek de ilginç sayılmaz. Sadece biraz bakış açınız
genişler, değer yargılarınız değişir, belki bir nebze daha bilerek yaşamaya
başlarsınız. Hepsi o kadar...
---oOo---