
HERMETİZM
6. Kısım
Laya-Yoga ve Kundalini-Yoga, insan bedeninin
süptil kısımları üzerinde yapılan çalışmalara yöneliktir. Yine bir hindlinin
söylediği gibi: “İnsan sadece gölgesi olan bir şey değildir.” Halbuki,
akademistler insanı yalnız fizik bedenin bir sonucu olarak görmeye
alıştıklarından, onun “gölgesini” oluşturan tarafını incelemek zorunda
kalmışlardır. Bhagavad-gita'ya göre, insanın benliğini örten üç
“elbisesi” vardır: Akıl bedeni, his bedeni ve fizik bedeni. Bu üç
elbiseyi kullanmasını bilen kişi, “babasının” evine dönmeyi becerirmiş, o
kitaba göre.
Fizik beden üzerinde bu üçlü ayırımı
şu şekilde belirtmek mümkündür: Karın, göğüs ve kafa. Karın
bölgesi karaciğer ile, göğüs bölgesi kalp ile, kafa bölgesi beyin
ile belirlenir. Bu bölgelerin fizyolojisini bilen kişi, üç bedenin nasıl
çalıştığını da benzetme yoluyla anlayabilir. Her üç bölgeyi birbirine bağlayan
da belkemiği olmaktadır. Kafatası içindeki beyin, hipofiz ve pineal
bezleri ile birlikte diğer iki bölgeye omurilik vasıtasıyla hakim
durumdadır. Aralarındaki diafragma ile ayrılmış bulunan göğüs ve karın
bölgesi de karşılıklı olarak birbirini etkileyen bir çalışma şekline sahiptir.
Göğüs bölgesinde akciğerler ve
kalp, karın bölgesinde de karaciğer, mide, pankreas, dalak, barsaklar,
böbrekler, mesane ve en altta da cinsel organlar bulunur. Bu
bölgelerin anatomi ve fizyolojisini iyice öğrenmek ve beyin-omurilik
sistemini detaylı olarak bilmek, Laya-Yoga ile uğraşacak bir kimse için
son derece önemlidir. Konuyu fazla uzatmamak için, okuyucunun bu sahadaki
tıbbî el kitaplarına müracaat etmesini rica ederim.
Bütün bu üç bölgeyi birleştiren
belkemiği, otuzüç vertebradan oluşur ve içinden geçen omuriliği korur.
Kafatası, bu belkemiğinin üstüne yerleşmiş olarak, içindeki beyin kompleksini
belkemiğindeki omurilikle irtibat kuracak biçimde muhafaza eder. Bedene
dağılan bütün sinirler de bu beyin-omurilik sisteminden çıkmaktadır. Otuzüç
kemikten oluşan belkemiğine karşın, kafatası yirmiiki kemikten
ibarettir.
Göğüs bölgesinde, akciğerler nefes
ile, kalp kan ile ilgili faaliyeti yürütür. Karın bölgesinde ise, sindirim ve
boşaltım işleri yapılmaktadır. Nefes ile alınan “Prana”nın kana
intikali göğüs bölgesinde meydana gelir ve bunun neticesi de karın bölgesinde
ortaya çıkar. Bu kompleks yapıyı burada üç-beş kelimeyle özetlemek
imkansızdır. Dolayısıyla, sadece Prana konusuna temas etmek istiyorum.
“Prana”, canlıyı cansızdan ayıran hayat
prensibidir, veya hayat nefesidir. Kelimenin kökü “-an” (teneffüs etmek) olarak
beş şekilde ortaya çıkar: “Prana”, ağız ve burun yoluyla teneffüs.
“Apana”, alınan nefesin aşağıya inişi. “Samana”, nefesin göbek
merkezi etrafında dolanışı. “Udana”, gırtlaktan yükselerek başa çıkışı. “Vyana”,
oradan bütün vücuda yayılışı. Bu nefes kavramını Semitik tariflerde de sık sık
görmek mümkündür: Adem'in burnundan üflenen hayat nefesi gibi.
İnsanın üç bedenden oluştuğu
düşünülmüştür: “Karana-sarira”, mental beden. “Linga-sarira”,
astral beden. “Jiva-sarira”, et beden. Bu üç beden veya form, ait
oldukları mental, astral ve fizik ortamlara uyum gösterecek özelliktedir.
Mental bedenin ötesinde daha süptil bedenler de vardır. Astral beden ile fizik
beden arasında da Prana'nın işleyişini mümkün kılan bir eterik beden bulunmaktadır.
Eterik beden, aynen fizik bedene benzer. Fakat,
fizik ortamın daha süptil maddelerinden oluşmuştur. Fizik bedendeki sinir
sistemini meydana getiren beyin-omurilik sistemi ile sinirler, eterik bedende “Çakra”lar
ve “Nadi”ler ile tamamlanır. Prana, Nadi ismi verilen
kanallarda dolaşarak, Çakra denilen merkezlerde yoğunlaşır. Astral
beden, bütün hislerin dalgalandığı âleme uyum göstermemizi sağlamaktadır. Mental
beden de düşüncelerin dalgalandığı âleme bizi intibak ettirir.
Prana'nın Nadi’ler vasıtasıyla
dolaşması ve Çakra’larda yoğunlaşarak bir girdap oluşturmasından eterik
bedenin etrafında bir hale meydana gelir. “Aura” denilen bu hale,
astral ve mental bedenlerin özelliğine göre çevreye doğru ışıyan bir
durumdadır. Çeşitli somatik ve psişik dengesizliklerde bu auranın karakterinde
değişimler meydana gelir. Bu değişimler aynı zamanda belirli bazı Nadi'ler
veya Çakra'larda Prana'nın tam olarak faaliyet gösteremediğine
işarettir.
“Çakra” kelimesi “tekerlek” veya “çark” anlamına gelir. Dönen, devreden bir girdap gibi düşünülmüştür. Prana'nın yoğunlaştığı ve transforme edilerek daha süptil bedenlere iletildiği merkezlerdir. Ana Çakralar, belkemiği doğrultusunda sıralanmış olup, kuyruk sokumundan başın üstüne kadar olan kısımda yedi tanedir. İnsan bedenini kesip biçerek bu çakraları bulmak mümkün değildir. Zira süptil bedene ait ve süptil bir yoğunluktadırlar. Aşağıda vereceğimiz tarifler, fizik bedene uyum gösterecek biçimdedir. Mamafih, aynı yerde fizik bedene ait bir sinir ağı ile karşılaşmak, bu uyumun neticesi sayılmalıdır. Aşağıdaki açıklamayı şekilden takip ediniz:

Çakralar
Muladâra Çakra: (Kök - dayanak çarkı) Kırmızı renkdedir. Dört sesin titreşimine uyar. Toprak unsuruna hitab eder. Mantrası “Lam”dır. Prostat veya rahmin altındaki bölgeye isabet eder.
Svadiştâna Çakra: (Haz çarkı) Zincefr
rengindedir. Altı sesin titreşimine uyar. Su unsuruna hitab eder.
Mantrası “Vam”dır. Sakral ve lumbal pleksüslerin ortasına isabet eder.
Manipura Çakra: (Kıymetli taş çarkı) Mavi
renkdedir. On sesin titreşimine uyar. Ateş unsuruna hitab eder.
Mantrası “Ram”dır. Diafragmanın altındaki solar pleksüse isabet eder.
Anahata Çakra: (Ayrılma çarkı) Altın rengindedir.
Oniki sesin titreşimine uyar. Hava unsuruna hitab eder. Mantrası “Yam”dır.
İki kürek kemiğinin ortasındaki kardiak pleksüsüne isabet eder.
Visuddâ Çakra: (Safiyet çarkı) Dumanlı erguvanî rengindedir. Onaltı sesin titreşimine uyar. Ether unsuruna hitab eder. Mantrası “Ham”dır. Ense kökü ile boğaz kısmına isabet eder.
Ajna Çakra: (Hakimiyet çarkı) Beyaz
renktedir. İki sesin titreşimine uyar. Mantrası “Om”dur. İki kaş
arasındaki bölgeden içeriye doğru beynin ortasına isabet eder. Üçüncü göz
dedikleri yer budur.
Sahasrara Çakra: (Sonsuzluk çarkı) Billûrîdir.
Bütün seslerin titreşimine uyar. Mantrası sessiz “Mm” olarak bilinir.
Başın tepesinden dört parmak yukarıya isabet eder.
Bu çakralara ait renkler astral
vizyonlarda görülür. Sesler de elli Sanskrit harfine ait titreşimlerdir.
Mantralar belirli bir usule göre kullanılır. Bütün bu özellikler ve diğer
karakterler, sembollerle bezenmiş “Yantra”lar halinde, Yogi'ler
tarafından kullanılmaktadır. “Yantra”, belirli bir formüle göre
hazırlanmış ve çeşitli sembollerden oluşan diagramlara denir. “Mantra”,
belirli bir formüle göre tanzim edilmiş kelimelerin veya hecelerin telaffuz
ediliş şekline denir. Belirli bir gücün ses ile ifadesi “Mantra”,
yazı ile ifadesi de “Yantra” olmaktadır. Bu bakımdan, Yantra'da
daima geometrik şekiller ve semboller vardır. “Mandala”, içinde resim
ve tasvir bulundurmasıyla, Yantra'dan farklıdır. Mantra ve Yantra majik
operasyonlarda kullanılır. Mandala ise yalnız meditasyon için gereklidir.
Burada anlatmış olduğumuz yedi
çakradan başka muhtelif çakralar da vardır. Bunların bir kısmı dikey olarak
başın üstündeki Sahasrara'nın ötesinde yer alır ve fizik bedene göre
tarif edilmesi mümkün değildir. Zira, çok süptil tesirlerin yoğunlaştığı bölgelerdir.
Diğer bir kısmı ise, fizik bedenin çeşitli kısımlarına tekabül edecek
yerlerdedir. Fakat, bunların önemi diğerlerine oranla çok azdır. Bunlardan bazıları
tam olarak Çakra özelliği taşımaz ve Nadi'leri birleştiren “Bindu”
(nokta) çeşitlerindendir.
Nadi'ler fizik bedendeki nöronlar, yâni
sinir lifleri gibidir. Eterik bedende Prana'nın akışını temin eden kanallardır.
“Nadi”, kelime olarak “su kanalı” anlamını taşır. Bu kanalların sayısı,
Tantrik öğretiye göre 350 bin civarındadır. İçlerinden ondördü ana kanal sayılır.
En önemlileri ise üç tanedir: “İda”, “Pingala” ve “Susumna”. Susumna,
omurilik doğrultusundaki esas kanaldır. Bunun üzerinde, az önce bahsettiğimiz ilk
altı Çakra yer alır. Susumna'nın solunda İda kanalı, sağında
da Pingala kanalı paralel olarak yükselir. Bu üç kanal için şekle
bakınız.

Nadi
Sistemi
Şekilde, İda ve Pingala'nın Çakraların etrafında dolanarak yükseldiği görülmektedir. Bu şemanın anatomik bir resim olmaktan ziyade tasviri olduğunu unutmamak gerekir. Esasında, süptil bedene ait olan bu sistemin teşhisi Yoga metoduyla olmaktadır ve çizilen şekle nisbetle çok daha karmaşıktır. Burada basite icra ederek bir fikir versin diye şematik bir şekle sokuldu.
Bu kanallarda akan şey Prana,
yâni “hayat enerjisi”dir. Prana'yı kontrol edebilmek için teneffüse hakim
olmak gerekir. Fakat, nefes yoluyla alınan şey Prana değildir. Nefes
yoluyla ancak havayı ciğerlerimize çekeriz ve veririz. Bu havanın kafatası
içindeki boşluklarda yarattığı sirkülasyon, Prana'nın Ajna Çakrasında
iki unsura ayrılmasını ve nefesin içeriye çekilmesi de Prana'nın iki Nadi
vasıtasıyla aşağıya inmesini sağlamaktadır. Kısaca, nefes alıp vererek Prana'nın
süptil bedene intikalini temin etmiş oluruz. Yoksa, teneffüs yoluyla
içimize Prana girmez, giren şey sadece havadır. Bu olayı bir çeşit indüksiyon
olarak düşünmek mümkündür.
(Not: Burada Prana
ile ilgili açıklamaların detayları ve bunlara ilişkin resimler yer alıyordu.
Dergi yöneticileri bunları atmışlar ve kendi akıllarına göre saçma-sapan
uydurma birşeyler yazmışlar. Dergi basıldıldığında, yazıma eklenen bu
zırvalıkları gördüm ve sebebini sordum. Yanlışlık olmuş, dediler. Sonra da, bu
bölüm kayboldu, dediler. Bana ait olmayan kısmı buraya almadım.)
... Böylelikle, İda ve Pingala
kanallarında dengesiz olarak Muladâra Çakrasına kadar gelir. Bu geliş
esnasında diğer Çakraların içinden geçerken, Çakraların ilgili olduğu özellikler
çok az uyarılır ve kişi bu uyarının cinsine göre fizik bedeninde bir değişiklik
ve hissi dengesinde bir dalgalanma duyar. Ancak, bu değişimler o kadar küçük
olmaktadır ki, adetâ bu insanın rölantide çalışır bir durumda olduğunu
söyleyebiliriz. Zaten, günlük hayatın içinde herkes bu haldedir. Aynca, dış
dünyadan gelen tesirler eğer bu kişide şiddetli bir hissî dalgalanma veya şok
meydana getirirse, uyuşuk bir halde duran çakraların herhangi birinde tıkanma
veya sıkışma olur. Bunun neticesi de fizik bedende o çakranın ilgili olduğu
kısımda görülen hastalık belirtisidir.
Hissi şokların sayısı arttıkça,
Çakralar büsbütün çalışamaz olur ve Nadi'lerde daralmalar meydana gelir.
Bunun sonunda, Prana'nın akışı bazı bölgelerde tıkanır ve süptil bedenin o
kısımları enerjiden yoksun kalır veya biriken enerji istenmedik yerlerde
yoğunlaşır. Bu dengesiz hâl derhal fizik bedene intikal ederek çeşitli
ruhsal ve bedensel hastalıkların
ortaya çıkmasını sağlar. Aynı biçimde, fizik bedene giren zararlı bir madde,
kimyasal veya fiziksel yoldan tahribat meydana getirerek, bir çeşit feed-back
oluşur ve Çakralar arızalanır.
Yoga tatbikatının ilk iki aşamasını
başarabilen bir kimse, önce kendisine bir “Asana” seçer. “Asana”, fizik
bedenin hangi şekilde duracağını gösterir. Bu duruşda dikkat edilecek nokta,
Çakraların durumudur. En elverişlisi, Muladâra Çakrasının yere tam
olarak temas etmesini sağlayıp, diğerlerinin dikey bir şekilde sıralanmasını
temin etmektir. Bunun için perine bölgesi, yâni leğen kemiğinin ön iki ucu ile
kuyruk sokumu arasında kalan üçgen bölge yere tam olarak temas eder. Sonra,
bağdaş kurma şeklinde, sol ayak topuğu sağ kasığa, sağ ayak topuğu sol kasığa
yerleştirilir. Bu sayede, Muladâra'dan aşağı inen Nadi’ler
kapalı bir devre oluşturur. Dik durmak suretiyle de Susumna'nın serbest
çalışması temin edilir. Bağdaş kurmak şart değildir. Mühim olan, aşağı
Nadi’lerin açılan uçları Muladâra'ya değmiş olsun. Kolların durumu da
seçilen “Mudra”ya göre belirlenir. “Mudra”, ellerin almış olduğu
şekildir.
Asana'yı sağladıktan sonra, “Pranayama”ya
geçilir. “Pranayama”, teneffüsü ritmik bir hale getirip Prana'yı
kontrol etmeye yarar. Ritmik teneffüs başlangıçta 1:4:2 temposuyla
yapılır. Yâni, bir ölçüde nefes alınır, dört ölçüde tutulur, iki ölçüde dışa
verilir. Önceleri, nefesi verdikten sonra duraksamadan almak iyi olur.
Zamanla, nefes alış ölçüsü arttırılır ve bu ölçüye oranla diğerleri de artar.
Ölçü dört misline çıkınca, nefes verdikten sonra bir ölçü durmak ve
sonra tekrar almaya başlamak gerekir. Bu teknik, sanıldığı kadar basit
değildir. Ayrıca, sağ ve sol burun delikleri sırayla tıkanarak bu işlem
yapılır. Bu sayede İda ve Pingala'daki Prana akışı
düzenlenmiş olur. Pranayama mekanik olarak yapılırsa pek fazla bir
değişiklik olmaz. Aynı zamanda süptil beden üzerinde konsantrasyon da
gereklidir.
İda ve Pingala kanallarında Prana'nın akışı düzenli bir hale geldikten sonra, sıra “Kundalini”nin uyarılmasına gelir. “Kundalini”, her insanda var olan gizli enerjidir, ruhsal kudrettir. Normal olarak, bu enerji âtıl haldedir, uyur durumdadır. Sembolik olarak, çöreklenmiş duran bir yılana benzetirler. Yattığı yer, en alttaki Muladâra Çakrasının tabanıdır (Kanda).

Ajna Çakra Sirkülasyonu
Asana ve Pranayama devam ederken, Yogi
aldığı nefesi tutma süresini diğerlerine oranla gitgide uzatır. Bu işlem, Prana'nın
Muladâra üzerinde birikmesine ve bu çakranın tabanında iki ayrı kanaldan
gelerek yoğunlaşmasına sebep olur. Bu birikim arttıkça, Yogi Kundalini'nin
kıpırdadığını hisseder. Bu safhada “Pratyahara” aşaması uygulanır. Dış
dünya ile bütün irtibat kesilir ve Ajna Çakrasında İda ve Pingala
kanallarına giren Prana'nın eşit ölçüde olması temin edilir. Ajna
Çakra sirkülasyonu bunu sağlar. Eşit ölçüde iki kanaldan aşağıya inen Prana,
“Apana” karakterine bürünerek Muladâra Çakrasının tabanında
karşılaşır ve bu kinetiğin yarattığı potansiyel, Kundalini'nin
uyanmasına sebep olur.

Kundalini Hareketi
Kundalini'nin uyanması, bir çeşit zincirleme
atomik reaksiyon tarzındadır. Kontrol altında tutulmazsa, süptil bedene büyük
zarar verir. Kontrol edildiği takdirde, Susumna'nın alt ucundaki
engelleri aşarak, Çakralara doğru yükselir. Bu engelleri iptidai insanın değer
yargıları olarak niteleyebiliriz. Değer yargıları şuuraltı baskıları
ile uyumsuzluk yaratıyorsa, Susumna'nın alt ucu tıkalı sayılır. Bu
durumda, uyarılan Kundalini rastgele bir çıkış noktası yaratarak süptil
bir patlamaya yol açar. Bunun en belirgin neticesi de ya bir organın bozulması,
ya da hissi bir bunalımın ortaya çıkmasıdır.
“Pratyahara”, bu iç dengesini temin etme
aşamasıdır. Değer yargıları ile dürtüleri arasında denge kuramayan kişi
bunu yapamaz. Eğer bu denge kurulmuşsa, Kundalini'yi kontrol altına
almak mümkündür. Yogi bu anda teneffüsünü en azına indirir ve adeta nefes
borusunu tıkamışçasına tam bir sükunet içinde “Savasana” duruşuna geçer. “Savasana”,
ceset gibi olmaktır. Nabız ve nefes duyulmayacak kadar azalmıştır, beden
ısısı düşer. Bu durumda Yogi, “Dârana” aşamasına geçer ve bütün
zihni durulmuş bir halde dikkatini Kundalini üzerinde toplar. Sonra, “Dîana”
aşamasında Kundalini enerjisini belirli bir Çakrasında yoğunlaştırarak “Samadî”
halinde kalır. Samadî halinde, Kundalini enerjisi o Çakrada
belirli bir operasyonu gerçekleştirmek için bir çeşit yakıt vazifesi
görmektedir. Bu operasyonu idare eden şey, Yogi'nin o anki üstün
şuurudur.
Kundalini'nin ilerleyişini ani bir sıcaklık
dalgasının belkemiği boyunca yükselmesi şeklinde hissetmek mümkündür. Bu
sıcaklık yükseldikçe, isabet eden Çakranın özelliklerinde bir “aydınlanma”
olur. Süreyi uzatmak, Yogi’nin kabiliyetine bağlıdır. Bir müddet sonra,
tekrardan hızla geriye kaçar ve yuvasına gizlenir. Bu işlemi Sahasrara
Çakrasına kadar ilerletebilen Yogi, asıl Samadî haline girer.
Fakat bu durumu yaratmak çok zordur ve nâdir kişilerde ancak görülmüştür.
Kundalini'yi uyararak birçok “Siddhi”lere
sahip olmak mümkündür. Bu “Siddhi”ler, Yogi'nin sahip olduğu
kudretlerdir. Tamamen bu alanda çalışan Yogi’lere “Siddha”; yâni,
majisyen derler. Patanjali der ki: “Bu majik güçlere sahip olmak için
kişi ya eski hayatlarında yetenek kazanmış olmalı, ya bazı kimyevi maddeleri
kullanmalı, ya bazı mantraları tatbik etmeli, ya inzivaya çekilip ibadete
dalmalı, yahut da Raja-Yoga usulüne göre meditasyon yapmalıdır.” Bunlara
ilaveten, bir kısım Tantrika'ların (Vama-kara) ritüellerini de
majik güçler sağlayan metodlar arasında sayabiliriz.
Tantra-Yoga hakkında, Tibet kısmında
anlattıklarımızın dışında bir malûmat vermek yersizdir. Kundalini ile
ilgili olan çalışmalarda şarap, et, balık, kavrulmuş hububat ve
cinsel birleşme kullanıldığından batı âleminde çok istismar edildi. “Maithuna”
(cinsel birleşme) ile ilgili “Vama-marga” ritleri (Çakra-puja,
v.s. gibi) ancak Tantra'ları anlayabilenler tarafından kullanılmalıdır.
Son olarak, “Mantra” konusuna
da temas etmemiz gerekir. Mantra, bir veya birkaç heceden oluşan ses
tarzında ortaya çıkar. Bu ses Yogi tarafından çıkarıldığında, Mantra’nın
ilgili olduğu güç, operatif anlamda kullanılıyor demektir. Bir ağaca sahip
olmak isterseniz, o ağacın tohumunu toprağa ekmeniz gerekir. Eğer bir güce
sahip olmak istiyorsanız, o gücün tohumu olan Mantra’yı kullanırsınız.
Ekilecek toprak, insanın kendisidir veya kainatın kendisidir. Hangi tohumun
nereye ekileceğini bilmek lâzım. Nasıl ekileceğini de, niçin ekileceğini de.
İslâmî gayb ilmi ile uğraşanların kullandıkları “Esma-ül-hüsnâ” için geçerli
olan kanunlar aynen burada da vardır. Bunları bilmedikçe, rastgele bir hece
seçip tekrarlamanın hiçbir anlamı olmaz. “Meditasyon yapıyoruz” diyenlerin çoğu
bazı Mantra’ları tekrarlarlar. Meselâ, “Om” (veya “Aum”)
hecesinin (bija-mantra) nerede, niçin ve nasıl kullandığını bilmeyen
birisi isterse yüzbin defa tekrarlasın, hiçbir netice alamaz.
Mantra'lar genellikle Mudra'larla
birlikte belirli bir Asana seçilerek yapılan Nyasa ritlerinde
kullanılır. Mudra'lar, ellerin almış olduğu biçimi belirler. Yapılacak
operasyona göre gerekli duruşu (asana) tesbit eden Yogi,
ellerinden çıkan tesirleri kullanılır hale getirmek için, Nadi'lerin
özelliğine göre bir sembolü eliyle tesbit eder. Bu durumda kullanılacak
parmak, bedenin ilgili bölgesine temas ettirilir ve Mantra telaffuz
edilir. Nyasa ritleri, herhangi bir cismi veya bedeni veya bir organı
belirli bir güçle şarj etmek veya parazit tesirleri temizlemek için yapılır.
Nefes kontrolü nasıl Prana'yı
kontrol etmeye yarıyorsa, Mantra'nın telaffuzu da ilgili gücün maksatlı
olarak kullanılmasına yaramaktadır. Asana ve Mudra'lar; yâni,
bedenin ve ellerin almış olduğu şekil, gerek Prana'nın gerekse o gücün
kolaylıkla iletilmesini temin etmek içindir.
Görüldüğü gibi, Yoga öğretisine
hangi açıdan bakarsanız bakın, dekoratif maksatla lüzumsuz herhangi bir şeyin
öğretildiğini göremezsiniz. Yapılan her şeyde, belirli bir gaye seçilmiştir ve fuzûlî
teferruata yer verilmez. Mamafih, isteyen yine bu teknikte kullanılan
Asana’ları, Mudra’ları, Mantra’ları, vs.yi kendine süs olarak seçip hayal
dünyasına dalabilir, veya etrafa gösteriş yapabilir. Bu, kişinin kendi
bileceği bir iştir.
--- Altıncı Kısmın
Sonu ---