Kaptanın
Hikâyesi
Halûk
Akçam
Ruhsal Evrim dergisi, sayı 7 – 1985 Kasım/Aralık
Adamın biri denizcilik okulundan mezun olmuş. Diplomasını cebine koyduğu gün kendisine küçük bir gemi vermişler. Şu bizim sahillerde limandan limana dolaş da yolcuları taşı, demişler. Gel zaman git zaman, bu kaptan ülkesinin denizlerinde usta bir gemici olmuş. Artık dolaştığı denizleri avucunun içi gibi bildiğinden, bu iş ona pek yavan gelmeye başlamış.
Hep uzak ülkeleri düşler ve oralara sefer yapan büyük kaptanlara özenirmiş. Bir gün idarecilere çıkıp bu isteğini belirtmiş. Olur, demişler. Sana daha modern ve gelişmiş bir gemi verelim, okyanusu geç ve karşı ülkeden yükünü alıp buraya öyle gel. Ama, bu işin bir sorumluluğu var. Okyanus bizim sahil sularına benzemez. Açık denizde tek başına olacaksın. Sana bir kolaylık olsun diye, eğer zor durumda kalırsan kullanman için bir de telsiz veriyoruz. Başın sıkışırsa bizi ara.
Bizim kaptan hemen kabullenmiş. Daha önce okyanustan geçmiş ustaları ona işin inceliklerini anlatmışlar. Nerede fırtına çıkar, hangi bölgede girdap var, akıntı sürükleyince ne olur, hepsini söylemişler. Sonra birlikte oturup harita üzerinde bir rota çizmişler yeni kaptana. Bak, demişler. Şuradan geçme, çünkü yol harita üzerinde kısa gibi gözükse de o bölgedeki akıntı seni kayalara sürükler. Rotanın üzerinde karşılaşacağın bu adalara da uğrayıp vakit kaybetme, aklın oradaki şeylere takılır işi unutursun.
Yepyeni gemisine bir sabah kaptanı bindirmişler. Haydi yolun açık olsun, deyip ipini çözmüşler. Bizimki pür neşe ve hevesle denize açılmış. Açık deniz bu, kolay değil. Git git yol bitmiyor. Günler geçmiş, gemi hâlâ denizin ortasında duruyor gibi. Kaptan haritasının başına geçip ölçüyor, hesaplıyor ve sonunda bir parmak boyu yol gittiğini görünce canı sıkılıyormuş.
Önce cesaret edememiş. Ama sonra kararını vermiş. Telsizle ülkesindeki usta kaptanlara rotayı biraz değiştireceğini söylemiş. Aman, demişler. Akıntı seni sürükler, yolunu kaybedersin. Kaptanın tepesi atmış, bu rotayı kim çizdiyse yanlış hesaplamış, git git bitmiyor, kolay değil günlerce beklemek. Ben usta denizciyim, akıntı filan vız gelir, demiş.
Telsizden sürekli olarak bizim delifişek kaptana yolu göstermeye çalışan ustaların sesleri geliyormuş. Tepesinde güneşin sıcağı bir yandan, yeknesak geçen yolculuk diğer yandan. Dur bakalım, başka istasyonlarda ne var, diye telsizle oynamaya başlamış sabırsız kaptan. Daha önce hiç duymadığı bir kanal yakalamış. İlginç hikâyeler anlatan, coşturucu müzik çalan bir istasyonmuş bu. Oh, ne güzel. Hem de başka ülkeler hakkında hiç bilmediği şeyler anlatıyormuş spiker. Örneğin yolunun üstünde sayılan filanca adadaki kızların başdöndürücü güzelliğinden daha önce usta kaptanlar niçin ona söz etmemişler. Hele, biraz aşağıda kalan sahilde bir liman varmış, spikerin dediğine göre bir şişe su verene elli altın ödüyorlarmış.
Kaptan, telsizle tekrar ülkesini arayıp bu kaçırılmaz fırsatı duyurmak istemiş. Merkez istasyonu ararken, bir yandan da düşünüyormuş: Nasıl olsa gemide bol içme suyu var. Aşağıda kalan sahil de çok yakın. Bir çırpıda gider, altınları toplar ve yine yola koyulurum. Bu kadar basit bir şey için danışmaya ne gerek var, diye aramaktan vaz geçmiş. Çevirmiş dümeni aşağı sahile...
---
Hikâyemiz burada bitiyor. Eee, sonra ne olmuş, demeyin. Kaptanın dümeni aşağı sahile çevirmesiyle kaldığımız yerden sonrasını birlikte yazacağız. Nasıl mı? Bırakın elinizdeki dergiyi bir kenara ve her birimiz günlük yaşamımıza kaldığımız yerden devam edelim. İşte, hikâyenin gerisi böyle tamamlanacak.
---
Not: Kaptanın seyir defterine düştüğü notlarından ilginç olanları ara sıra bize de duyurun. Ola ki aynı yerden geçmeyi düşünen birisi çıkar.
---oOo---