KOVA BURCU ÇAĞI
Ruhsal Evrim dergisi, sayı 13 – 1986
Kasım/Aralık
Yazıya başlamadan önce aklıma bir mesele
takıldı. Acaba, Avustralya'nın Arnhem
bölgesine ve ortasındaki çöllere sürülmüş
ilkel yerliler, Kova burcu çağına
girerken ne gibi değişikliğe uğrayacaklar?
Herhalde, Amazon vahşîleri ve Afrika
ilkelleri gibi onlar da pek mühim bir
farklılaşma hissetmeyecekler hayatlarında. Çünkü, tabiat ve ona tâbi olarak
yaşayanlar için sürekli ve kademesiz bir başkalaşım (metamorfoz) hâli
bilinçdışı (gayrişuurî) olarak yaşanır. İlkellerde, bu metamorfoz osmosis yolu
ile detaylı olarak tesirini
gösterir. Medenî kabul edilen insanlarda,
şuura hâkim olma hırsından mütevellit
osmosis yolu tıkanmıştır. Artık,
tabiat hadiselerini inceleyip aralarındaki
münasebetlerden birtakım kanunlar vazederek, tesirin nasıl olduğunu keşfedelim derken, kendi kendimize sübjektif şartlanmalar yaratıyoruz, farkında olmadan.
Kova burcu çağına giriyoruz, girdik, diye şaşkın
tavuklar misali önümüze gelen yeri eşelemeye başladık. Spiritüalist açıdan
bakılırsa, dünya insanlığının yeni bir imtihan dönemidir bu. Bundan öncekiler gibi, birlikte yaşamaya ihtiyaç
duyduğumuz bu imtihan
safhasında da herkes
nasibini alacaktır şüphesiz. İlliyet prensibi neticesi olarak, karşılaştığımız hadiselerin sebebini yerde gökte
değil, kendimizde aramalıyız.
Bilhassa zamanımızda hastalık hâlini
almaya başlayan yıldızlardan medet umma
hipokondrisi ileride marazî bir illet
olarak tepemize çullanırsa, Kova burcu çağının bize ne kayıplar getireceğini görmek acı olacaktır!
Arz küresi uzay içinde diğer gök cisimlerinin gravitasyon alanlarından
etkilenerek, periyodik
hareketlerini tedricen ve
devamlı olarak değiştirir. Bu değişimlere toplu olarak pertürbasyon ismi verilir. Tesir eden
en önemli faktör, güneşin ve ayın gravitasyon alanlarıdır. Netice olarak, bilhassa
arzın yörüngesine ait elemanlarda zamanla değişiklikler husule gelir. Bunların en barizi
ekliptiğin eğimindeki değişim ve
ekliptiğin gök ekvatorunu
kestiği noktanın ekvator üzerinde gerilemesidir. Bu sonuncu değişmeye ekinoks presesyonu denir. Mart ayı ve Eylül ayının
sonlarına doğru gece ile gündüz eşit olur, işte bu sırada güneş gökyüzünde gök ekvatoru olarak kabul edilen hayalî
çizginin üzerine gelmiştir. Zamanla bu çakışma anının aynı noktada olmadığı ve gerilediği ilk defa Hipparchos isminde bir
Grek astronom tarafından M.Ö. 134
yılında farkedilmiş. İlkbahar noktasının geriye kayması olarak bilinen bu olayda arz küresi topacın kafa sallamasını andıran bir koni
hareketi yapar. Bu suretle güneşin gökyüzündeki zahirî hareketinde değişiklik
husule gelerek, takriben yüz sene sonra gök ekvatorunu 1.4 derece daha
gerideki bir noktada keser. Bu gerileyiş, nihayet bir yerde ilk gözlem yapılan noktaya gelinmesi sureti ile bir period verir. Bu
period, bugünkü astronomik sabitler göz önüne alınırsa, 25780 senede
tamamlanır.
Ancak, astronomik sabitlerde de pertürbasyon neticesi olarak değişiklik husule
gelir. Meselâ, bugün için
genel presesyon sabiti yılda 50.27 yay
saniyesi ise, on asır önce 50.05 yay
saniyesi idi. Böylece, on
asır önce bir hesap yapılsaydı, period 25890 sene olarak bulunacaktı. On asırda takriben 110 sene fark husule gelirse
260 asırlık bir devre için oldukça büyük
bir fark doğacaktır. Bu fark lineer bir artışa da tâbi değil, kendine has bir delta periodu vardır. (n) Cismin analizini yapmak bugünkü bilgimizle mümkün değil, bu bakımdan bu period kesin olarak tesbit edilememiştir. Zaten, on asır önceki sabitleri hesaplarken bile bugünkü bilgimizin vereceği kıstaslara dayalı bir yaklaşım
yapıyoruz. Yoksa, o zamanki rasadların
verdiği rakamlar diye bir şeyden bahsetmek mümkün değil. Gezegen kozmogonisi hakkında pek fazla birşey bilinmediğine göre çok eskiye veya ileriye dair verilen astronomik sabitlere şüpheli gözle bakmak lâzım. Uzayda hiçbir şey sabit değildir, her cisim devamlı hareket halinde. Dolayısı ile referans sistemi
olarak alınacak yıldızların bile kendilerine
has hareketleri vardır. Bu bakımdan,
şayet ciddî bir araştırma yapılacak ise
bütün bu hususiyetleri göz önüne almak lâzım. Yoksa, astronomi referans
kitaplarından yarım yamalak presesyon diye
bir bahsi okuyup, arkasından hemen yirmibeş
bin küsur senelik devirden bahsederek
spekülasyon yapmak en azından
hafiflik olur.
İkinci bir husus, astronomideki konstellasyonlar ile astrolojideki
burçların arasındaki farkdır. Gökyüzündeki sayılamayacak kadar çok yıldızı insanlar belirli gruplar halinde mütalaa etmek lüzumunu
görmüşler. Bu kümeleştirme zihniyeti
astronomiye intikâl etmiş ve yıldızlar
gök haritalarında sınırları belli alanlar
içinde Orion, Draco, Cancer, v.s. gibi isimlerle
kümeler halinde gösterilmiştir. Bu
kümeler, eskiden beri genellikle aynı yıldızları gösterir. İsimlerinden de
anlaşılacağı gibi mitolojik
karakterlerin atfedilmesi sebebi ile
oldukça eski dinlere aittir. Bugün
kullanılan isimlerin çoğu Grek mitolojisinden, bir kısmı da Araplardan alınmadır. Onlar da daha eski kaynaklardan faydalanmış. Nitekim, Çin'deki bir tasvir ile Hindistan'daki anlatım aynen Mezopotamya
ve Mısır'dakine benzemektedir. Greklerin
vasıtası ile bize kadar intikâl etmiş
oluyor. Muhakkak ki kümelerin hepsi
bugün kabul edilen hâli ile aynı yıldız sıralamalarına tâbi değil eski medeniyetlerde. Fakat, genel hatları itibarıyla
hemen hemen hepsi birbirine benzemektedir. Bu yıldız kümelerinin (constellation), güneşin zahirî yolu üzerine isabet edenlerinden astrolojideki zodyak, yâni burçlar kuşağı meydana gelmiştir. Bilindiği gibi, yıldız kümeleri gökyüzünde eşit alanlara yerleştirilmemiştir. Dolayısı ile, astronomik zodyak 30'ar derecelik oniki yıldız kümesinden ibaret değildir.
Bu oniki yıldız kümesi gök ekvatoru referans
sistemi alınarak, farklı alanları ihtiva etmek sureti ile birbiri ardına sıralanmış
vaziyettedir.
Halbuki astrolojik zodyak, ekliptiğin oniki eşit (30 derecelik) kısma bölünmesiyle bunların her
birine tekabül ettirilen
yıldız kümesinin ismi
verilmek sureti ile meydana getirilmiştir. Bu isimler verilirken, vernal ekinoks (ilkbahar noktası) Koç burcunun sahasında
olduğundan ilk 30 derecelik kısma bu yıldız kümesinin ismi verilerek, ekliptik boyunca isabet eden yıldız kümelerine ait isimler, tekabül eden 30 derecelik yayları ifade etmek için kullanılmış. Mezopotamya kaynaklı zodyakda ilk burç olarak Boğa gösterilmektedir. Çünkü
o zaman vernal ekinoks Boğa burcunda idi, ve o zamanda eşit taksimat olmadığından astrolojik metodlar bugünküne nazaran
farklıydı. Detaylara girmeden ancak şunu söyleyebilirim: Bugün, meselâ 10 Nisanda doğan bir insan için Koç burcundan olduğu söylenir, halbuki doğduğu sırada güneş gök yüzünde Balık
yıldız kümesinde bulunmaktadır. Böylece
yıldız kümesi ile astrolojik burç kavramı
arasındaki farkı belirtmiş olalım.
Anlaşılacağı üzere, ilkbahar noktasının Kova
burcuna girmesini tesbit etmek için bir tarih vermek, astronomik açıdan kesinlik taşımamaktadır. Bu sebepden, yaşanmış olduğu kabul edilen
Balık burcu çağının
başlangıç noktasını tarihin yardımı ile tesbit ederek, Kova burcuna girilecek
zamanı hesaplama yoluna
gidilmiştir. Tahmin edileceği gibi, hangi hadisenin önem taşıdığına karar vermek insanın sübjektif hükmüne kalmaktadır.
Umumiyetle batılı yazarların faaliyetleri Hıristiyanlığın tesiri altında olduğundan, İsa'nın doğum tarihi ile Balık burcunun
tesiri altına girildiğine dair yakıştırmalar
yapılmıştır. Burada en çok bahsedilen şey de, Ichtus (Grekçe: balık) kelimesinin, “Iesus Christos Theios Soter” (İsa
Mesih Tanrı'nın Kurtarıcısı)
monogramının baş harfleri ile aynı oluşu
ve ilk Hıristiyanların İsa'yı balık ile resmetmelerinden dolayı seçildiği müdafaasıdır.
İsa, dünya tarihinde muhakkak ki önemli bir rol oynamıştır. Fakat,
dinî gelişmeler incelenirse, en
az onun kadar önem taşıyan başka
liderler de var. Meselâ Buddha, Zerdüşt,
Kungfutse, Laotse gibi aşağı yukarı aynı
zamanda ortaya çıkan liderler vardır. Keza, Muhammed vardır. Zaten, bir liderin doğumundan ziyade ondan
etkilenen insanlığın ortaya koyduğu
değişiklik mühimdir.
Nostradamus'un oğluna hitaben yazmış
olduğu önsözünde, Centuries isimli kitabında 3797 tarihine kadar
vuku bulacak hadiseleri anlattığını
bildirir. Bu tarih rastgele verilmiş
değil herhalde. Birçok bakımdan
3797 senesi, veya üç aşağı beş yukarı
38.-39. asırların arası ehemmiyet
kazanmaktadır. Nostradamus'un hangi metodları kullandığını bilemem, fakat kendi araştırmalarım sonunda bu tarihe çok yakın noktaları tesbit ettim ve ortalama değer olarak aynı sonuca vardım. Ortalama olarak 3800 yılında arz üzerinde muhtemelen bazı tabiat güçlerinin keyfî kullanılması yüzünden artık yaşamaya imkân kalmayacak ve insanlar böylece Aquarius devrini bitirip Capricornus'a geçecekler. Başlangıç tarihi olarak, yine
ortalama bir rakamla, 1650 senesini
vermek yerinde olur. Renaissance ismi verilen ilim ve sanat alanındaki
uyanış ile birlikte siyasî tarih
açısından da bu devir önem
taşımaktadır.
Coğrafî keşifler, İspanyol ve Portekiz yağmacıların Aztek-Maya-İnka medeniyetini yok etmeleri, Türklerin Konstantinopolis'i
ele geçirmeleri, Avrupa'da
Hıristiyanlığın Vatikan'dan
inip halkın eline verilişi, güzel sanatlarda estetik duygusunun önem kazanması, ilimde tecrübenin önemi ve laik anlayışın hakimiyeti, politik
sahada feodal sistemin çöküşü
ile sosyal sınıf reformları, v.s.. Bütün
bu anî değişiklik, önüne
kattığı kalabalık bir dahî ordusu ile Avrupanın her yanını bir anda sarıvermiş gözüküyor. Colombus, Cortes, da Vinci, Dürer, Luther, Nostradamus,
Shakespeare, Bacon,
Paracelsus, Copernicus, Galileo, Kepler, Descartes, Dee, Agrippa ve diğerleri
Aquarius (Kova) burcuna
girdikleri için unutulmaz izler bırakmış değillerdi. Yâni, kozmik bir tesir ile bu dahî kalabalığı birden belirivermiş değildi. İnsanlığın geçmiş tarihinde
meydana gelen hadiselerin
birikimi sayesinde oluşan bir infilâkdır
bu. Aynı anda gökyüzünde meydana gelen
astronomik bir hadise ile hemzaman
oluşu, ilmin sebep-sonuç çemberi içinde
mütalaa edilirse yanlış hükümlere
varmak tabiîdir.
Çünkü, bu gökyüzüne ait hadisenin dünya üzerindeki bir başlangıca delâlet ettiğini, fakat
fonksiyonunun sadece işaret etmek olduğunu,
bunun dışında tesîr etmek gibi bir icraatı olamayacağını söylemekle
akademik mantığın notasyonu dışında bir
sistem kullanılmış oluyor. Nitekim, böyle bir anlayışdan uzak olan akademik çevrelerce, bu gökyüzü ve dünya
hadiseleri bağıntısı ancak sebebiyyet
kavramı içinde geçerlilik kazanabilir.
Ve bunun için de fizik bir tesirin mevcud
olması gerekir diye düşünülüyor. Hiçbir fizik tesir tesbit edilemediğine göre böyle bir yakıştırmanın bâtıl itikat olarak kabul edilmesi neticesi doğmuştur. Bu zihniyetin bir diğer sahada da
zararlı neticelerini görüyoruz: Yine sebep-sonuç çemberi içinden çıkamayan mistikler, burada ilâhî bir hikmetten bahsederek,
ulûhiyet çerçevesi içinde birtakım yakıştırmalarla müdafaa etme yoluna gitmişlerdir. Görüldüğü gibi, bir yanda
materyalistlerin tecrübe ile ispat arama
inadı, diğer tarafda spiritüalistlerin hissiyata
dayalı ulûhiyet iddiaları iki tarafın birbirine düşman gözüyle bakmasına kadar varmıştır. Kainatı bir bütün olarak
düşünüp, gökyüzündeki birtakım hadiselerin
dünya üzerindeki hadiselerle aynı zamanda meydana gelmesini bir endikatör (işaret edici) olarak kabul etmeyi nedense pek mâkûl zannetmiyorlar.
Bundan önceki Balık burcu (Pisces) çağı ismini verdikleri devreye de
takriben miladdan önce altıncı asırda girmiş olmakdayız. Bu sırada da olağanüstü bir Grek
filozoflar bolluğu ile birlikte İbranilerde peygamberlerin artışı ve
doğuda Zerdüşt, Laotse, Buddha, Kungfutse, Jaina ile birlikte yeni felsefeler ortaya çıkıyor. Çok ötelerde ise aynen Grek medeniyeti gibi Maya medeniyeti de altın çağını
yaşamakta idi. Miladdan önce 27. asırda
Koç (Aries) burcu çağına girerken Meksika'da
ve Mısır'da piramidler inşa edilmekte
idi. Aynı zamanda Çin literatüründe Altın çağın başladığı kaydedilmiştir. Daha önceki tarihlere inebilmek için
yeterli materyal olmadığı için genel bir
tahmin yapmaktan başka çare yoktur.
Muhtemelen miladdan önce 9400-9000
arasında Aslan burcundan çıkıp Yengeç
burcuna girildiği tahmîn edilebilir. Astronomik hesaba sıkı sıkıya
bağlı kalmak isterseniz, Kova burcuna
girilen tarihden tam 11027 sene öncesini kabul etmeniz lâzım. Fakat bu rakam sadece aritmetik bir ifâde taşır. Çünkü bu kadar uzun bir zaman periodu
içinde arzın beklenmedik değişmelere maruz kalmış olması mümkündür. Efsanevî
Atlantis kıtasından bu tarihde insanların
ayrılmak zorunda kaldıkları hikâye
ediliyor.
Görüldüğü gibi, halk arasında amatör âlimler
tarafından mübalağalı bir şekilde ilmî hesaplamalara dayandırılan 28000 senelik devir ve Kova burcu çağı aslında
başı-sonu kesin olarak hesaplanamayacak bir zaman aralığıdır. Diyelim ki bu Kova burcu çağı için 2140
senelik bir zaman aralığı kabul
ediyoruz, 325 senesini yaşamış olalım,
geriye bin sekizyüz küsur sene kalacakmış.
Bu gelecek seneler için hepsi
birden Kova burcu senesidir diyerek
umumî bir hüküm vermek saçmalık olur. Bu zihniyet aynen gazete sütunlarındaki falanca günkü yıldız falınız başlıklı yazıların
yaratıcılarına aittir. Filanca burçda
doğan insanların topyekûn hepsinde aynı günde aynı değişikliklerin olması nasıl imkânsız ise, Kova burcu çağıdır diyerekten iki bin küsur senelik bir devreye aynı etiketi yapıştırmak da o derece saçma olur. Aslında, Astroloji'de bir araştırma branşı olan
planeter periodlar ve zodyak siklusları hakkındaki incelemelerin bir bölümünü teşkîl eden bu bahsi, zamane gazetecileri ve boş vakitlerinde amatör âlim
kesilen sansasyon meraklıları halka tamamen
yanlış bir şekilde aksettirmişlerdir.
Bu zamanda halk zaten böyle içinde
afakî şeylerden bahseden yazılardan hoşlandığı için pek rağbet gördü.
Yoksa bu 26000 senelik devirden çok daha
sağlam temellere oturtulmuş periodlar
ve sikluslar vardır. Fakat bunların halka izahı bazı teknik bilgi ve matematik hesaplar bakımından zor olduğundan rağbet edilmiyor.
Gönül isterdi ki, astrolojinin bütün incelemeleri halka değiştirilmeden duyurulsun. Böylece halk
arasında hâlâ bâtıl itikat olarak bilinen “yıldız falı” dedikleri şeyin aslında bir ilim olduğu
anlaşılırdı hiç olmazsa. Temennimiz, bu Kova burcu çağında Astroloji'nin ne olduğunun doğru dürüst anlatılmasıdır. Fakat şu sırada bu pek mümkün gözükmüyor, çünkü incelemeler gösteriyor ki içinde bulunduğumuz bu şaşkınlık ve azgınlık
devresi daha uzun müddet devam
edecek. “Kova burcu çağına girdik, giriyoruz”
yaygarası da bu şaşkınlığın bir misalidir. Eğer bu Aquarius burcu çağına bir etiket yapıştırmakta ısrar edenler olursa, bilhassa şu seneler için üzerine
“hayret ve feveran” yazmak yerinde olur.
---oOo---