Mistisizm, Spiritüalizm, Okültizm ve Din
M. Halûk AKÇAM
Birlikte ele alınması kaçınılmaz
olan bu konular, aslında tek bir bütünün çeşitli ifadelerinden ibarettir.
Ancak, “tek bir bütün” denildiğinde nelerin anlatılmak istendiği
herkesce malum olmadığından, sanki bu konuların her biri ayrı bir hedefe
yönelik ve birbirinden farklı öğretilere sahipmiş gibi zannedilmektedir.
Hatta bazen içlerinden birinin diğerlerinden daha doğru veya daha güncel
olduğu iddia edilirken; öbürünün batıl itikat, şarlatanlık, sapıklık, yobazlık
veya devri kapanmış nasihatler olarak ele alındığı görülmektedir. Her konunun
çalışma sahasında sahtekarlara rastlamak mümkün olduğu gibi, burada da
şarlatanlar veya fanatikler karşımıza çıkabilir. Ancak, bu durum esas konunun
batıl veya uydurma olduğunu ispatlamaz.
Herhangi bir şeyin ne
olduğunu öğrenmek için bile en azından, o şeyi bilen birisinin anlatımına
başvurulur. Ancak bu anlatım biçimi pek açık değilse, başkalarınkiyle
karşılaştırılır ve bu da yetersiz kalırsa, imkan nisbetinde kişisel deneyler
sonucunda bir hükme varılır. Bilhassa bu konularda yapılan çalışmalarda, kişi
eğer geçici bir hevesle konuya eğilmiyorsa, sonunda mutlaka kendi deneyleri,
araştırıcı için en güvenilir kaynak olacaktır. Zaten bu konuların sübjektif bir
değer taşıyormuş gibi görünmesindeki esas gaye, kişiyi bizzat denemeye
sürükleyerek, kendisi için aslında gerekli olan değişimi ancak bu
sayede gerçekleştirebilmesidir.
Konumuz olan eşyanın
tabiatındaki herkese göre farklı bir değer taşıyormuş gibi gözükme özelliği,
aslında bu eşyanın rölatif olduğundan değil, yönelen kişinin rölatif değer
kavramlarını inkişaf ettirebilmesi bakımından gerekli olduğu için,
yapısında mevcuttur. Diğer bir deyişle; bu sahada araştırılan şeyler aslında
bizatihi mevcuttur. Ancak öyle bir özelliğe sahiptir ki, kişinin seviyesine göre
herkesde ayrı bir değer yargısı uyandıracak mükemmelliyette varolmuştur. Böyle
olmasındaki sebep de maksadından dolayıdır. Zira maksat, bu şeylerle karşılaşan
insanın tekamül etmesidir.
Bu konular esasen
herkesin her an karşılaştığı olayları kapsamaktadır. Şu dünyada bir bedenle
yaşamak bunun en büyük delili sayılır. Mistik deneylerin, spiritüel
irtibatların, okült çalışmaların, dinsel inançların sadece belirli bir takım
insanların imkanı dahilinde olduğunu zannetmek hatalıdır. Çünkü herkesin
başından bu olaylar geçmiştir ve geçecektir.
Ancak, bilimsel açıdan
bir tarif gerekirse, bu olayları stilize edip bazı taraflarını
yoğunlaştırarak, derinleştirerek özel bir maksat uğruna, her zaman
rastlanamayan tipden olaylar şekline sokarak değerlendirdiğimizde; karşımıza
mistik, spiritüel, okült veya dinsel bir tecrübe alanı çıkar. Bu alanda
yapacağımız çalışma, günlük hayatın bir anlık bir devresindeki göze hiç
batmayan özel bir durumunun, tipine göre seçilmiş zaman-mekan büyüteçleri
altında yaşanması imkanını sağlar. İşte bu yaşantı içinde, insan şuuru günlük
hayatında elde edemediği bazı imkanlar sayesinde, değişik boyutlara
girerek önemli bazı değişimlere uğramaktadır.
* *
*
Mistisizm alanına giren çalışmalar, daha ziyade kişi ile onun idrak kapasitesi
dışında kalan hakikatler arasındaki ilişkiden ibarettir. Mistik bir yaşam
içine giren kişi, fizik ortamın sınırlayıcı etkisinden sıyrılarak, şuur
alanında bir genişleme sağlamaya çalışır. Fizik ortamın kaba tesirlerinden
kendisini soyutlayabildiği ölçüde, hedef olarak sezgi yoluyla seçtiği
müteal kavramlara yönelik bir şuur uyanması veya aydınlanmasıyla
karşılaşacaktır. En ideal biçiminde vecd halini alan bu deneyde, hedefle
bir birleşme veya beraberlik hasıl olur. Fakat, birleşilen şey objenin
kendisi değildir, objeye ait daha mükemmel bir idrak halidir. O anda
kişinin genişlemiş şuurunda bazı değerler inkişaf eder. Ancak, tekrar fizik
ortamın şartlarına dönüldüğünde, bu yeni değerler nüve halindedir ve
filizlenip yeşermesi için kişinin günlük olaylar içinde yoğrulması ve bu
değerleri kullanabilme yetkisine kavuşması gereklidir. Mistik bir deneyden
çıkmış kişi henüz ne olduğunu bilemez, fakat zamanla günlük yaşamın yardımıyla
bu değişimin farkına varmaya başlar.
Spiritüalizm konusuna gelince, önce “spiritizm” ile arasındaki terim farkını anlamak
gerekir. Spiritizm, ölülerle irtibat kurmak için bazı metodlardan faydalanma
işlemidir. İrtibatı sağlamak için fincan, yazı tahtası, masa gibi aletlerden
medyum denilen hassas kişilere kadar varan çeşitli vasıtalar kullanılır. Genel
konusu ölmüş kişilerin yaşam şartları olan spiritizmin bünyesinden
“spiritüalizm” denilen ve insanın doğmadan önceki, bu dünyadaki ve
ölümünden sonraki yaşamını sebepleri ve neticeleriyle ele alan, bununla
ilgili hipotezleri ve ahlaki bir öğretisi olan çalışma alanı ortaya
çıkmıştır. Bu bakımdan, spiritüalizmi ölülerle haberleşme olarak ele almak
yanlış olur. Spiritüalizmin hedefi, ölülerden ziyade, bu dünyadaki
enkarnasyonlarını tamamlamış varlıklardan, insanın tekamülü ile ilgili bilgileri
almak ve bu bilgilerin ışığında insan için en uygun düşünme ve yaşama biçimini
belirlemektir. Ayrıca, fincan oynatan veya masa tıkırdatanların spiritüalist
olması gerekmemektedir. Veya, bir spiritüalistin bunları yapması da icab etmez.
Bir medyum vasıtasıyla
alınan bilgilerin değerlendirilmesi, araştırıcının özel bir durum yaratmadan
günlük şuur alanı içinde yapıldığından, sonuçları - değişim açısından - yavaş
olmaktadır. Zaten bu özelliğinden dolayı, gelen bilgiler kişinin bu durumu göz
önünde tutularak, günlük hayatındaki olaylarla
ilgilidir.
Okültizm konusu ise,
spiritüalizmden de daha fazla istismar edildiğinden, adeta isminin akıbetine
uğrayarak gizli kapaklı tarifler arasında büsbütün çarpıtılarak aksetmiştir.
Okültizm;
insanı, tabiatı ve arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimlere verilmiş kollektif
bir isimdir ve akademist bir tabirdir. Fakat, bu bilimler akademist
bilimlerden oldukça farklıdır. Belirli bir (tradisyonun) geleneğin devamı
olarak düşünülürse, bunlara “hermetizm” denilmesi daha uygundur.
Akademik bilimlerin metodları
malumdur. En belirgin özelliği: İnceleyen kişi kendisini olayın dışında
tutar veya öyle görür. Dar şuur alanının belirlediği metodlar ve
prensipler dışına çıkamaz. Kullandığı vasıtaların duyarlılık sınırları
dışında kalan şeyleri yok sayar. Okült bilimlerde ise tam tersidir: Kişi
araştırdığı konuyu olayın içinde bizzat yaşayarak kendisine akseden
taraflarıyla inceler. Şuur alanını devamlı inkişaf ettirerek uyguladığı
metodları buna göre tayin eder ve idrak alanı dışında kalan prensipleri
gerektiğinde kabul eder. Yalnız bu dünyaya ait vasıtalar kullanmadığından
dolayı, duyarlılık sınırı dışında kalan şeyleri analojik yoldan değerlendirmeye
çalışır. Ayrıca, akademik bilimler yalnız bu dünyayı esas olarak kabul
ederler. Okült bilimler ise, bu dünyayı bütün âlemler içinde sadece bir
âlemin parçası olarak dikkate alırlar.
* *
*
Okült bilimlerin
sınıflandırılması ve çalışma alanları hakkında bilgi vermek, bu yazının hacmi içinde
mümkün değildir. Sadece bir açıklık getirmesi bakımından en önemli üç dalının
üzerinde duracağım. Bunlara da aslında bilim teriminden ziyade “sanat”
tabirini kullanmak gerekir. Ama, sanatın asıl anlamı artık unutulduğundan yine
bilim demek daha uygun oluyor.
Bunların içinde en
popüleri olan “astroloji”, konuyu kavrayamayanların elinde yıldız falcılığına
dönüştürülmüştür. Astroloji, insan-gökyüzü ilişkisini ele alır. Maksadı
falcılık değildir ama metodları sayesinde kehanette bulunmak kabildir. Asıl
gayesi, insanın yıldızlarla olan ilişkisine ait kanunları bulmak ve bunlardan
faydalanmaktır. Bir diğer konu “alşimi”dir. Burada da insan-yeryüzü
ilişkisi ele alınır. Zannedildiği gibi altın yapmaya veya devamlı genç
kalmaya yönelik değildir. Ama, metodları sayesinde bunlara paralel sonuçlar
elde edilir. Gaye spiritüel mütasyondur ve bu maksatla yeryüzündeki
minerallerden, bitkilerden ve hayvanlardan faydalanılır. Asıl önemli olan
üçüncüsü de “maji”dir. Maji genellikle büyücülük olarak tarif ediliyor.
Aslında iradeye uygun değişiklik meydana getirme sanatıdır. Bu istenilen
değişim de uygun bir tesirin uygun bir biçimde uygun bir vasıtayla uygun bir
objeye tatbik olunmasıyla sağlanır. Büyünün işleyişi bu tarifin kapsamı
içindedir, ama sadece bu yüzden majiye büyücülük denmesi abes olur. Maji
hedef olarak insan-varlık ilişkisini ele almıştır.
Din konusuna geldiğimizde, akademik tarifler yetersizdir. Din, insanın belirli bir hiyerarşik düzen içindeki yerini, sebebini ve ilişkisini ifade eden hükümlerin ilahi kaynaktan vazedilmiş şekli olarak düşünülebilir. Bu hükümler ilahi iradenin kanunları neticesinde hasıl olduğundan, insanın da bu kanunlara tabi olduğu düşünülürse, değişmez ve zaman aşımına uğramazlar. En azından, insan var oldukça geçerlidirler.
Mistik çalışmalarda yönelinen kaynak, ilâhî kaynaktır. Spiritüel prensiplerle dini hükümler arasında da bir fark yoktur. Okült bilimlerin insanı ulaştırmak istediği hedef ile dini hükümlerin tarif ettiği yolun sonu aynı noktada birleşmektedir.
Dinin insana doğru yolu
işaret ettiğini düşünürsek, bir sürü dinler yerine tek bir dinden bahsetmek
gerekecektir. Nitekim, tarih boyunca, bütün dünyada zaman zaman ortaya
çıkan bazı müstesna kişiler, değişik yerlerde daima aynı hükümleri vazeden
bir ilahi kaynağın vasıtası niteliğindedirler.
Netice itibarıyla;
mistik, spirit, okült yoldan elde edilmek istenen şeyler dini hükümlerde
mevcuttur, denebilir. Ancak, dini hükümlerin yer aldığı metinlerin zamanla insanlar
tarafından tahrif edildiği de akla gelebilir. Dolayısıyla bu metinlere körü
körüne inanmak yanlıştır. Fakat, vecd halinde alınan sezgilerin, medyum
vasıtasıyla gelen tebligatın, okült çalışmalarda varılan sonuçların da aynı
ölçüde çarpıtılabilme ihtimali vardır. İşte bu noktada, insan yine kendi
başına bırakılmaktadır. Zira, irade hürriyetinin işlerlik kazanabilmesi
için gereklidir bunlar.
İnsanın tek başına
kalmış olduğu bu noktada, kendisine yardımcı olan şey aklı selimidir ve
vicdanıdır. Sağduyusuna güvenerek vicdanına göre hareket eden kişinin
bütün bu konularda araştırma yapması mümkündür ve sapıtması nadir olur. Aksi
takdirde, bir yönde giderken saplanıp kalarak, bulunduğu yerin dışında kalan
alanları reddetme gafletine düşmesi kaçınılmazdır onun için.
---oOo---