Ruh Sağlığımız
Ruhçular Şarlatan mı?
Halûk Akçam
Ak-Kadın
dergisi, sayı 33 – 1989 Temmuz/Ağustos
İstanbul'dan bir okuyucum,
sayın İnci hanım, mektubunda ruhsal olaylara merakı yüzünden karşılaştığı durumu
ve bu konuyu öğrenmek için gittiği bir dernekte kendisini "aydınlatmaya
çalışan" ruhçuların anlattığı asılsız hikâyelerin etkisinde kalarak
aylarca nasıl bunalıma düştüğünü belirtiyor. Bu gibi şikâyetler, son
günlerde gittikçe artan bir biçimde dikkati çekmektedir. Ruhçuluk adı altında, ruhsal olayları korkulacak
birer garabet gibi göstermeye çalışan ve kendilerini kurtarıcı olarak ilân
edenler sebebiyle, halk sağlığını olumsuz yönde etkileyen bu abuk sabuk
"açıklamalar"ın ardında ne gibi bir amaç bulunduğunu iyice görmek
gerekir. Zira, ruhsal olaylar başlıbaşına bilimsel bir araştırma konusu iken,
bu alandaki boşluktan faydalanan kötü niyetli kişilerin etkisiyle, bir tür
şarlatanlığa alet edildiğini anlıyoruz.
Ruhsal olaylar elbette ki korkulacak veya çekinilecek birer garabet değildir. Bunlar, içinde yaşadığımız hayatın - diğer bütün olaylar gibi - doğal ve belirli şartlara bağlı değişik görünümlerinden ibarettir. Ancak, her zaman farkedilememesi sebebiyle ruhsal olayların az rastlanılır olması, karşılaşan kişi açısından muhakkak ki başlangıçta tedirginlik yaratıcı gibi görünebilir. Ama, bu konuları araştıran ve deney yolu ile bilgi edinen uzmanlar sayesinde, tedirginlik hali ortadan kalkarak insanların bu olayları doğru ve gerçek biçimde öğrenmesi sağlanabilmektedir.
Fakat, ruhçuluk denilen akıma kapılmış bulunanlar, bu olayları cin-peri masalları gibi anlatarak insanları korkutmaktan adeta garip bir zevk alıyorlar. Sonucunda da zararını biz görüyoruz. Bana ulaşan şikayetler arasından bazı örnekleri burada kısaca belirterek bu olumsuz etkiyi kısmen de olsa bertaraf etmeye çalışacağım.
Geçen Ocak ayında, genç bir
üniversite öğrencisi telefon ederek "obsesyona kapıldığını ve bundan
kurtulamayacağı için moralinin tamamiyle yıkıldığını" anlatmaya başladı.
Kendisiyle karşılıklı görüşmemizin daha iyi olacağını söyledim ve böylece asıl
problem de ortaya çıktı. Bazı şahıslar tarafından sürekli takip edildiğini,
üniversitede bir öğretim üyesinin kendisi hakkında gizli planlar kurarak
devamlı düşük not verdiğini, odasındaki gardroba saklanan görünmeyen birisinin
geceleri zihnini karıştıracak fikirler yaydığını ve bunun uzaydan gelmiş
olabileceğini, aslında bu görünmeyen kişiyi de üniversitedeki o öğretim
üyesinin uzaydan çağırdığını ve birlikte bir tuzak hazırladıklarını anlattı.
Tipik bir persekütif paranoya belirtisi olan bu ifadelerde ancak uzman bir
hekimin tavsiyesine gerek duyulduğu açıkça belliydi. Oysa, temel psikiatri
bilgisinden bile yoksun bir ruhçu takımı, daha ilk görüşmede hemen "obsesyon"
damgasını vurarak, bu talihsiz gencin zihnini büsbütün karıştırmış ve kendisine
bazı kitaplar da satarak, ilişkiyi kesmeden "ruhçuluk yolunda"
aydınlanması sayesinde bu kötü ruhun tesirinden kurtulabileceğini
söylemişlerdi.
Bedensiz bir varlığın zihnen etkisinde kalarak, gittikçe adeta ikili bir yaşam biçimine bürünen vakalara spiritüalizmde obsesyon denilmektedir. Ancak, eğer ruhsal olaylar hakkında deneysel bir bilginiz yoksa, üstelik medikal psikolojiden de hiç anlamıyorsanız, en basit bir depresyon haline bile obsesyon damgasını vurmanız mümkündür. Psikiatri kliniklerinde yanlış teşhis sebebiyle, aslında gerçek bir obsesyon vakasının bir türlü tedavi edilemediğini görmek de mümkündür. Fakat, önce mutlaka uzman bir hekime danışmak ve ancak ondan sonra tatmin edici bir sonuç alınamazsa, yine hekim kontrolünde olmak kaydıyla bu konuları iyi bilen bir uzmana danışmak gerekmektedir. Ruhçuların iddia ettiği gibi, psikiatri bilimi saçmalık değildir ve hekimler de şarlatanlık yapmazlar. Aksine, bu gibi iddialarla ortaya çıkanların faaliyetine şarlatanlık demek daha uygun olur.
Diğer bir örnek vakada, bazı durumlarda bedeninden sıyrılıp
çıktığını ve kendini yatakta yatarken gördüğünü ve korktuğunu söyleyen bir
gencin durumu hakkında garip bir teşhiste bulunulmuştu. Ruhçulara göre, bu
durumda başka varlıklar saldırarak gencin bedenine sahip olurlarmış ve onu
etkisi altına alarak istediklerini yaptırırlarmış. Literatüre "astral
projeksiyon" adıyla geçen bu durumun, başka varlıkların saldırısına
uğramaktan çok, kişiye değişik bir idrak biçiminde gözlem yapma imkanı tanıyan
bir yetenek olduğunu anlatabilmek için bazı deneme yöntemlerini uygulamasını
tavsiye ettim. Sonuçta, bu genç kendi bedeninin o ana kadar farkına varmadığı
bir boyutunu tanıma fırsatını elde etti.
Oysa, astral projeksiyon hakkında derme çatma masallardan
başka bir şey bilmeyen ruhçular, yine aynı korkutma hevesine kapılarak, dualar
okumasını ve kötü tesirlerden kurtulmak için "iyi varlıklar"ın
yardımını çağırmasını tavsiye etmişlerdi bu gence. Yani, kaş yapayım derken göz
çıkarmak gibi bir duruma düşmüşlerdi. Diğer yandan, yine "ruhsal
aydınlanma" için gerekli kitapların satışı ve ruhçularla ilişkiyi keserse
akıbetinin kötü olacağı telkini de unutulmamıştı. Ama, yardıma çağıracağı
"iyi varlıklar"ın ne ölçüde iyi niyetli olacaklarını ve o an içinde
bulunduğu korku ve endişe halinde hangi varlıkların yanaşacağını anlatmaya da
gerek görmemişlerdi.
Ruhçuların ruhsal konulara
nasıl baktığına bir örnek olarak, kendi şahit olduğum bir olayı da nakletmek
isterim. Vaktiyle, bu ruhçuluk akımına kapılanlara birşeyler anlatabilmek
amacıyla, kendileriyle uzun süre görüşmüştüm. Bir toplantı sırasında ortaya bir
kitap getirildi ve Türkçeye çevrilerek basılması önerildi. Toplantı başkanı
aniden hiddete kapılarak, "Bırakın bu şeytancı fikirlerle dolu saptırıcı
kitapları! Sakın ola böyle şeyleri okumayın! Obsesyona uğrarsınız ve sizi ben
bile kurtaramam sonra!" diye bağırdı. Ortaya getirilen kitaba bir baktım.
Colin Wilson'ın "The Occult" adlı ünlü araştırmasıydı.
Şeytancılıkla hiçbir ilgisi olmadığı gibi, ruhsal olayları son derece kuşkulu
bir bakış açısıyla ele alıp örnekler veren bu kitap, kendi türünde son derece
akademik bir çalışma sayılmıştı. Ama ne var ki, sayın ruhçu başkanın kitap
okuma alışkanlığı olmadığı gibi, tek kelime İngilizce de bilmemesi bu
araştırmayı şeytancılık ürünü olarak damgalamaya yetiyordu.
Literatüre spiritüalizm olarak
geçen ve yüz yıllık bir gelişimi olan ruhçuluk akımı ile ülkemizdeki ruhçuların
anlattığı garip hikâyeler arasında kısmen de olsa bir paralellik vardır. Ama,
bunlara bakarak, ruhsal olaylarla karşılaşmaktan korkmanıza hiç gerek
olmadığına kesinlikle güvenebilirsiniz. Ruhsal olaylar yaşamımızın doğal bir
bölümüdür ve gerçeği ne kadar görebilirsek endişemiz de o oranda azalır. Bunun
için de daima deney yolu ile bilgi edinerek, uzmanlaşmış araştırıcılara
başvurmak zorundayız. Çay-pasta toplantılarında abuk sabuk hikâyeler
anlatan veya "yüksek varlıklar"dan derin bilgiler aldıklarını iddia
eden şarlatanlara kapıldığımız sürece, ruhen sağlıklı olanlar bile sonunda
birer ruh hastası durumuna düşebilirler.
---oOo---