Birlikte Uyuyanların Hikâyesi
M.
Halûk AKÇAM
Adamlar, leş gibi pis yatakların
içine girmiş uyuyorlardı. Ağır yorganları kafalarına kadar çekmiş,
horuldayarak. Yatakları çamurdan, yorganları kandan tanınmaz hale gelmişti. Uzun zamandan beri uyuyorlardı. Üst üste, biri sağa
kıvrılmış diğeri sola, kimi başaşağı, kimi yanlamasına, horultuları birbirine karışaraktan...
Hepsi de aynı rüyayı görüyordu, ama
değişik renklerde. Biri rüyasında diğerinin kafasına basarken, başkası gelip ensesine bir tokat patlatıyordu. Kafasına
basılan da yanındakini boğazladığını görüyordu rüyasında. Boğazı sıkılan ise
tokat atanın gözünü oymaya çalışıyordu. Birbirlerini sıkılmış dişleri arasından çıkan hırıltılarla sindirmeye çalışanların rüyaları hep
aynıydı.
Uyandırmak için gelenler, önce yavaştan sonra avaz avaza
bağırmaya başladılar. Kimse duymadı, rüyalarında çığlıklardan kulakları
tıkanmıştı adamların. Horultular arttı sadece. Gelenler, uyuyanları dürtmeye başladılar. Rüyasında yanındakinin
ağzından lokmasını kapmaya çalışan,
homurdanıp öbür tarafına döndü. Bu defa, öbür tarafa geçip dürtmeye başladılar yeniden. Adam dönecek
yer bulamayınca kaçmaya başladı rüyasında, yatağın içinde tepinerek.
Uyandırmaya çalışanlar yatağın başında durmuş, ona kaçacağı yeri
gösteriyorlardı. Gözlerini açmayan
adam, inatla kafasını yastığın altına soktu, yorganı iyice tepesine çekti.
Uyandırmaya çalışanlar çaresiz
kalınca arkadakilere sordular; şimdi ne yapalım, diye. Arkadan birisi : “Üstünden yorganı çekin, başında davul çalın, şimdilik bu
kadar”, diye seslendi. Adamların
üzerindeki yorganı
aldılar ve davul çalmaya başladılar. Önceleri yavaştan, sonra gümbürdeterek. Uyuklayan adam nefretinden titremeye başladı. Rüyasında, yanındakine dönüp onu evinden
dışarı attı, içine girdi oturdu. Bu sefer de evin damı çökünce duvarlar
yıkıldı ve altında kalıp bağırmaya başladı.
Rüyasında gördüğü güneş batıyor, dünyası kararıyordu. Yıkıntının ortasında oturup, güneşin yerini tutacak bir ateş yaktı. Sonunda alevler büyüdü ve adamları
yakmaya başladı.
Uyandırmak isteyenler arkadakilere
sordular; niçin bu adama ateş verdin,
diye. Arkadan bir ses: “Ateşi görüp uyanması gerektiğinin farkına varması
için”, dedi. Alevlerin içinde terleyen adamı kâbus bastı. Alevler yaklaştıkça adamlar çırpınıyorlardı. Sonunda bir kısmı uyandıklarını gördü rüyasında.
Diğerlerini de uyandırmak için
faaliyete geçtiler. Alevlerin içinde, uyuyanlarla uyandıklarını görenler bağrışıp duruyorlardı kâbusa dönüşen
rüyada: “Biz uyandık işte
bakın, siz de uyanmalısınız” diye
haykıranlarla homurdanıp yataklarında
büsbütün kıvrılanlar aynı kâbusu paylaşıyorlardı aslında. Uyandırmak isteyenler
de bunların başında durmuş habire davul çalıyorlardı, dürtükleyerek.
Bütün bu hengamenin içinde,
adamlardan biri uyukladığı yatağın içinden esneyerek yavaşça doğruldu tek başına. Davul çalıp dürtükleyenlere gözü ilişti. Çevresine
bakıp rüyasında gördüklerini anlamaya çalıştı. Davul çalanlar ona nasıl ayağa kalkacağını anlattılar. Ayağa kalkınca da uyuyanların nasıl
dürtükleneceğini söylediler. Uyanan adamı birkaç adam daha takip etti. Davul sesini dikkatle dinlediklerinde, aslında ahenk içinde
bir müziğin sesini duyduklarını farkettiler. Ortalıkta ne bir ateşin alevleri ne de kâbus çığlıkları vardı. Ama, ötede duran yataklar yine pislik içinde ve
ortasında uyuklayanlar da yine homurtulu bir
kâbus bunaltısında kıvranıyorlardı.
---oOo---