Yaşamın Ana
Maddesi: Orgon
Wilhelm Reich'ın Dünyası
1957 yılında ölen
Wilhelm Reich, yaradılışın temel maddesinin
"Orgon" adını verdiği bir enerji türü olduğunu savunuyordu.
"Yaşam gücü" kuramının da sahibi olan Reich, Dünya'nın da UFO'ların savaş merkezi olduğunu ileri sürdü.
Teorileri hâlâ tam anlamı ile
çözümlenemeyen Wilhelm Reich'ı Halûk Akçam inceledi.
BİLİNMEYEN
Ansiklopedisi, fasikül 73, sayfa 1734-1736 – 17 Mayıs 1986
YAŞAMIN SIRRINI keşfetme
tutkusu ve yaşayan hücreyi cansız maddeden ayıran bir gücü bulma arayışı,
yüzyıllardan beri okültistlerin, alşimistlerin (simyacıların) ve bilim
adamlarının zihnini sürekli meşgul etmiştir. Her ne kadar çoğu kez araştırıcı
yalnız bilim için bilgi edinmeye çalışmışsa da, bazıları ilahi güce zorla sahip
olup doğrudan cansız maddeden hayat yaratmaya uğraşmışlardır.
Yakın geçmişte bile,
1930'larda Archibald Cockren adında Londralı bir alşimist "alşimi
ağacı" biçiminde canlı yaratmaya girişmişti. Bu ağaç, 16. yüzyılda Paracelsus'un "alşimistlerin
altın otu olan şahane ve güzel bir ağaç" olarak tanımladığı, canlı
bir mineral olduğu sanılan şeydi. Şair
C.R. Cammell bu madeni "bitki"yi Cockren'in
laboratuvarında gördüğünü ve aylar süren gözlemi boyunca bir hayli büyüdüğünü
söylemiştir.
Canlı yaratma iddiası yalnız
garip fikirli okültistlere ait değildir. Kusursuz bir akademik geçmişi olan
Wilhelm Reich (1897-1957) adındaki bilim adamı, yalnız canlı yaratmış
olduğunu öne sürmekle kalmayıp, böylece doğanın birçok gizemini çözdüğünü,
kanserin nedeninden UFO görünümlerinin anlamına kadar her şeyi bulduğunu iddia
etmişti.
Reich, Yahudi kökenli varlıklı bir
Avusturyalı ailenin çocuğuydu. 1. Dünya Savaşı'nda Avusturya ordusuna hizmet ettikten
sonra Viyana Üniversitesi'nde tıp okumuş ve 1922' de doktor olarak
bitirmişti. Tıp öğrencisiyken, Sigmund Freud'un (1856-1939) ve diğer
önde gelen psikanalizcilerin yazılarını okumuş ve sonunda insan yaşamında
cinselliğin asıl etkili yön olduğuna inanmıştı. 1 Mart 1919'da günlüğüne
şunları yazıyordu:
"... Kendi deneyimimden, kendimi ve başkalarını
incelememden şuna inandım ki; cinsellik , tüm sosyal yaşamın ve keza bireyin iç
yaşamının ana noktasıdır."
1920'de Reich, Freud'un Viyana'daki Psikanaliz Derneği'ne üye olarak kabul edildi. 1922'de, Viyana Psikanaliz Tedavi Semineri'nin kurucularından biri olduğunda, artık analizci akımın eskilerince tedavi tekniğinde yetkili bir kişi sayılıyordu. 1927'den itibaren Reich, Freud'a bağlı akımdan uzaklaşmaya başladı. Aslında, Freud'un çeyrek yüzyıldan beri ihmal ettiği eski kuramını geliştirmeye çalışıyordu. Bu teori "günlük" nevrozlarla ilgiliydi. Psikanalizin gelişme döneminde, Freud nevrozları iki gruba ayırmıştı: Çok önceden, özellikle ilk çocukluk devresinde yaşanan bir olaydan kaynaklanan psikonevrozlar ile "aktüel" (günlük) nevrozlar. Bu ikincisi psikolojik bir hastalık olup, erken boşalma veya aşırı ölçüde elle tatmin gibi olayların cinsel yaşamın günlük sıkıntılarından kaynaklandığı sanılıyordu. Freud bütün dikkatini psikonevrozlara vermişti ve 1900'lardan sonra"aktüel" nevrozlardan nadiren söz eder oldu.
Reich, Freud'un yanıldığına karar verdi. Ona göre, hemen hemen bütün hastalıklar, şizofreni ve manik-depresyon da dahil olmak üzere, "gerçek orgazm"a ulaşamamanın sonucuydu. Reich gerçek orgazmı şöyle tanımlıyordu: "Bedenin istemsiz zevk veren kasılmaları sayesinde bütün tıkanmış cinsel uyarının tümüyle boşaltılması." Reich, psikanaliz tedavisinin amacının "orgazmla ilgili cinsel gücü" tanıtmak ve bireyin uzun süreli, bütünüyle doyuran ve hayaller veya simgelerden arınmış bir cinsel doruğa ulaşmasını sağlamak olduğunu iddia ediyordu. Ayrıca bu, yetersizlik veya suçluluk gibi sonuçta ortaya çıkan duygulardan uzak olacaktı. Hepsinden önemlisi, bu orgazm bir kadın erkek ilişkisinin sonucu olmalıydı.
Ne alışılmış Freudçu analiz biçimi (bilinçaltına itilmiş anıların açığa çıkarılması), ne de "güncel karakter" incelemesine dayanan Reich'ın kendi uygulaması bu zırhlanma ile başa çıkmaya yetmemişti. Bunun için Reich yeni bir teknik geliştirdi. Bu, karakter analizi, derin masaj, nefes çalışmaları ve gerilimi yıkmak ve engellenmiş cinsel enerjiyi salmak için hastanın bedenine uygulanan fiziksel şiddet biçimindeydi. Reich, bu işleme vejetoterapi diyordu, çünkü kasların gerilmesiyle sıkışan enerjilerin vejetatif (veya otonom, istemsiz denilen) sinir sisteminde depolandığına kanaat getirmişti.
Reich cinsel enerjinin yapısıyla da ilgilenmişti. Bunun elektromanyetizma ve yerçekimi güçleriyle kıyaslanabilen özel bir kuvvet olduğuna, elektriğin bir bataryada depolanması gibi biriktirilebileceğine inanıyordu. Görüşünü ispatlamak için, "uyarı durumundaki cinsel organların biyoelektrik yüklenmesinde bir artma olup olmadığını" belirlemek uğruna bir seri deneye girişti. Gönüllüler "tellere bağlandı" ve cinsel etkinliklerinin sonucu izlendi. Gözlem sonuçları hayret vericiydi. Reich'a göre cinsel uyarı, cinsel organların biyoelektrikle yüklenmesinde gözle görülür bir artış yaratıyordu. Endişe, acı ve suçluluk duygusu ise düşüşe neden oluyordu. Orgazm, biyolojik bir fırtınaydı.
1935'te, artık Norveç'te Nazilerden kaçmış bir mülteci olarak yaşayan Reich, daha büyük bir tutkuyla biyolojik deneylere başlamıştı. Sonuçta, çağının bilim adamlarını şaşırtacak bir açıklama yaptı. Mikropsuz kömür ve is gibi özlerden "biyon" adını verdiği bir faktörü üretmeyi başardığını söylüyordu. İddiasına göre, bunlar ölü madde ile canlı doku arasında sayılan enerji keseleriydi ve protozoa gibi tekhücreli organizmalara dönüşebilecek güçteydiler. Reich'ın asistanlarından biri, mikroskop altında bu biyonların filmini çekti, ama biyologlar etkilenmediler. Onlara göre, "biyonlar" cansız maddenin küçük parçacıklarından başka bir şey değildi ve hareketleri de bilinen fiziksel olayların sonucuydu.
Bu eleştiriye kulak asmayan Reich, deneylerine devam etti. Mikropsuz deniz kumundan türettiğine inandığı, "ışıyan biyon" üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. 1939'da, "sapabiyon"lar dediği bu "kum paketi" biyonlardan yayılan ışınımın, enerjinin bir başka bilinmeyen biçimi olduğunu açıklıyordu. Ona göre, bunlar evrenin temel yaşam maddesiydi. Hayatının geri kalan kısmını bu "orgon" adını verdiği maddeleri araştırmaya adayacaktı.
Orgon enerjisini keşfettiğini iddia ettiği yıl, Reich ABD'ye göç etti ve burada küçük ama hevesli bir taraftar grubu oluşturmaya başladı. Filozof Henri Bergson'un canlı maddeyi cansızdan ayıran gizemli bir nitelik olarak önerdiği "yaşam gücü" ve eski alşimistlerin "canlı güç" dedikleri şeyle aynı olduğunu öne sürdüğü orgon üzerine araştırmalarına devam etti. Orgon, metafizik bir soyutlama değildi. Bu yalnız "orgon enerji alanı ölçeği" dediği Reich'ın kendi bulduğu değişik bir elektroskopla ölçülmekle kalmıyor, çıplak gözle izlenen "mavi renklendirilmiş cinsel uyarıdaki kurbağalarda" da görülebiliyor ve Reich'ın bir başka buluşu olan "orgon enerji akümülatörü"nde de toplanıp depolanabiliyordu. Reich'a göre bu akümülatörler, depresyondan kansere kadar her çeşit insan hastalığının tedavisinde kullanılabilecekti.
Reich, 1939 ile 1957 yılları arasında orgonla ilgili, gittikçe şaşırtıcı iddialarla dolu kitaplar ve makaleler yayımladı. Başlangıçta, bunu yalnız canlı organizmalara özgü bir enerji olarak görüyordu. Fakat, 1951'den itibaren bunun, yaradılışın esas yapı taşı olduğunu, gerçek evrenin gelişimindeki ilk ana maddeyi bulduğunu ve bu fizik maddenin iki orgon akımının karışımı (yani "kozmik" orgazm) ile ortaya çıktığını öne sürüyordu. Radyo parazitlerinden ve göğün maviliğinden (orgonun rengi maviydi), kasırganın oluşuna ve kütlesel çekim gücüne kadar her şey, orgonun bir görünümüydü. Tek ayrıcalık atom ışınımıydı, çünkü Reich bunu yaşam enerjisinin karşıtı olarak, orgon gücüne karşı bir bozguncu gibi görüyordu.
Bütün bu garip şeylerden daha
ilginci, Reich'ın UFO'lar konusunda yazdıklarıydı. Reich,
Dünya'nın galaksiler arası çatışmanın merkezi olduğunu söylüyordu. UFO'lar
da çarpışanların savaş gemileriydi. Bir taraf son derece kötüydü ve Dünya'dan
ve atmosferinden orgonu çekip alarak gezegeni radyoaktif bir kömür yığınına
çevirmek niyetindeydi. Karşı olanlar ise, insanlığın ve Reich'ın
müttefikiydiler ve kendilerini çalınan orgonu geri vermeye adamışlardı.
Reich 1957'de hapishanede öldü. Sahte olduğu nedeniyle akümülatörlerinin
satışını yasaklayan Federal Mahkeme'nin kararına karşı gelmekten hüküm
giymişti.
Bir süre için, Reich ve teorileri kısa zamanda unutulmuş gibi görünüyordu. Ama, yolundan gidenlerden bazıları kendisinden de daha garip şeyler yapmaya başladılar. Bir grup, yarı karanlıkta oturarak vakit geçiriyordu, orgon şerefine mavi giysilere bürünüyor ve ruhlarla haberleşme tahtasını kullanarak ölmüş üstatlarıyla ilişki kurmaya çalışıyorlardı. Reich yanlısı olduğunu söyleyen diğer gruplar da, Allen Ginsberg ve William Burroughs gibi yazarlarla yakın ilişki kurup, Reich'ın teorilerini homoseksüellik ve psikodelik uyarıcılarının kullanımını savunmak için alet ettiler.
Yine de, Reich'ın bazı
yazıları daha ciddi çalışmaların ilgisini çekti. Düşüncelerinden etkilenmiş
birkaç terapist, halen Londra'da ve diğer büyük kentlerde bunları uyguluyorlar.
Fakat, şimdiye kadar hiç kimse onun orgon deneylerinin ne ölçüde geçerli
olduğunu belirlemek amacıyla laboratuvar çalışmalarını tekrarlamaya girişmedi.
Bir gün, bu da yapılacaktır. Reich'ın belki de son derece önemli bazı
keşiflerde bulunmuş olması mümkündür. Büyük bir olasılıkla, Reich gelecekte
çok başka bir şekilde anlamlandırılacaktır.
---oOo---
Not: Büyük ölçüde kısaltılarak
yayınlanmış bu makalemin orijinalindeki resimleri ve resimaltı yazılarını
buraya koymadım.